TÜRK EDEBİYATINDA HİKÂYECİLİK
Abdullah Çağrı ELGÜN
Orta çağ 'da özellikle Hindistan'da "Binbir
Gece Masalları" yla sağlam bir hikâye geleneğinin varlığı
bilinmektedir. Hikâyecilik Arapçadan yapılan çevrilerle Avrupa'ya yayılmıştır;
ancak bu çağ Avrupa'sında yaygın olan hikâyeleri, masal, efsane, rivayet
anlatımlarından ayıramıyoruz.
Bizde
1839 Tanzimat'ın ilanını takiben dönemde, Batı'nın etkisiyle
edebiyatımıza giren modern hikâyeden önce Türk edebiyatında yüzyıllar boyu
süren sağlam bir hikâye geleneği vardı.
Günümüzde de yaşayan halk hikâyeleri, meddah
hikâyeleri, köy odalarında sazlı sözlü anlatılan hikâyeler, tandır başı
hikâyeleri, kıraathanelerde anlatılan hikâyeler, halk masalları, bu geleneğin
birer belgesi olarak karşımıza çıkmaktadırlar.
VIII. IX yy. ortaya çıkan; fakat XIII. ve XIV. yüzyıllarda yazıya geçirildiği sanılan Oğuznâmeler, Dede Korkut Hikâyeleri, çağdaş hikâye tekniğine uygun yapısı ve kurulumu ile Türk Edebiyatını kuranların Batı'dan çok önce hikâyeyi keşfetmiş olduğunu göstermektedir.
Hikâye hayatın bütünü içinde; fakat bir bölümü üzerine konulmuş derinliği olan bir gözlüktür. Bu gözlüğün arkasında kimi zaman olay, gelişim evreleriyle; kişi, zaman, çevre bağlantısı içinde, hikâye boyunca incelenir. Burada yazar, bir plana bağlı kalır. Kılasik vak'a hikâyeleri dediğimiz bu hikâyelerde teknik yapı, Fransız Yazar Guy de Maupassant tarafından yaygınlaştırıldığı için; klasik vak'a hikâyelerine "Maupassant Tarzı Hikâye" de denmektedir.
Bu tarzın bizdeki temsilcileri Ömer SEYFETTİN, Refik
Halit KARAY, Hüseyin Rahmi GÜRPINAR gibi yazarlardır
Hikâyede, kimi zaman gözlüğün arkasından incelenen olay değil, hayatın küçük bir kesiti, insan gerçeğinin kendisidir. Bu tarz hikâyenin dünya edebiyatındaki temsilcisi ise Anton ÇEHOV'dur. ÇEHOV tarzı hikâyede başarılı yazarlarımız arasında:
Sait Faik ABASIYANIK, Memduh Şevket ESENDAL vardır.
Hikâyede Olay, Plan ve Konu:
Vak'a hikâyelerinde durum, faaliyet önem
arzetmektedir. Hikâye boyunca olay çeşitli yönleriyle irdelenir. Ayrıca olayın
başlaması, gelişmesi ve belirli bir sonuca ulaşması gerekir. Sonuç, okuyucuyu
şaşırtmaz; olayın gelişim aşamasında yer yer, meraklandırma öğeleri görülür;
düğümler oluşur. Arkasından çözümler gelir.
Hikâyede Olay
Üzerinde söz söylenen, fikir yürütülen olay veya
durumdur. Hikâyelerde yaşanmış veya yaşanabilir olaylar ele alınır.
Hikâyede Plan
Hikâyede plan hikâye çeşidine göre değişmektedir. Bu
tür bir olay hikâyesinde, serim(giriş), düğüm(gelişme), çözüm(sonuç)
bölümü vardır.
Serim: Bölümünde olay, kişi ve kişiler genel anlamda tanıtılır. Zamana ve mekâna bağlı özellikler, olay ve kişilere bağlı olarak verilir.
Düğüm: Yazar, hikâyede, olayın akışı içinde kişiler, zaman, yer öğelerine yönelik bilinmezler düğümünü oluşturur. Hikâyelerin hacim olarak geniş ve kapsamlı olmaması, düğüm sayısının da sınırlı olmasını sağlar. Merak öğesi olayı sürükler.
Çözüm: Olay hikâyelerinde merak öğeleri, ana düğüm, genellikle beklenmedik biçimde çözülür. Hikâyedeki ana olay okuyucuyu etkileyecek bir sonuca ulaşır. Klasik olay hikâyelerinde ulaşılan bu sonuç sürpriz olmaz. Çözüm bölümü, hikâyede her şeyin bittiği anlamında değildir. Birçok hikâyede, hikâyenin başlangıcı ve sonucu, okuyucu tarafından tamamlanır.
Belli bir olay üzerine kurulmayan, anlatımın ön planda olduğu, hayatın bir kesitinin anlatıldığı hikâyelere durum hikâyesi denir. Kurucusu Anton ÇEHOV' dur. Yazarın bir plan yapma zorunluluğu yoktur. Durum hikâyelerinde serim, düğüm, çözüm düzeni, olay hikâyelerinden farklıdır. Olay hikâyelerinde önemli ve öncelikli olan merak öğesi, durum hikâyelerinde kişisel ve sosyal yorumlardan, duygu ve hayâllerden sonra gelir.
Durum hikâyelerinde belli bir düşünce güdülmez. Yazar kendi kişiliğini saklar. Durum hikâyelerinde hikâye kahramanları tam olarak tanıtılmaz. Kişilerin hayat tarzları, zaman ve mekâna bağlı olarak, doğal anlatım içinde okuyucuya sezdirilir.
Çevre ve insana ait ayrıntılar dikkatle ve tüm
canlılığıyla verildiği halde; düğümlerin çözümü belli bir sonuca ulaşmaz.
Olayların ve durumların akışı, okuyucunun hayâl gücüne bırakılır. Durum
hikâyelerinde çoğu zaman olay hikâyenin bittiği yerde başlar.
Hikâyede Zaman
Zaman, hikâyenin temel öğelerinden biridir. Klasik
olay hikâyelerinde anlatılan olay veya olaylar, zamana bağlanır. Olay belli bir
zaman dilimi içinde başlar, gelişir ve biter.
Hikâyenin konusuna ve yapısına göre zaman uzar veya
kısalır; ancak hikâyede yılları alan bir zaman söz konusu değildir.
Durum hikâyelerinde akan zamana yer verilmez. Belli
zaman içinde gelişen olay ve olaylar zinciri olmadığı gibi, olaya bağlı değişen
bir zaman da yoktur.
Mekân
Klasik olay hikâyelerinde olayın geçtiği yere mekân
denir. Yazar olayın gelişimi içinde, fazla detaya inmeden, olayın geçtiği mekânı
da anlatır.
Durum hikâyelerinde mekân anlatılmaz, sezdirilir. Mekâna
ilişkin verilen ayrıntılar, hikâye konusuyla bağlantılıdır.
Hikâyede Kişi, Kişiler
Hikâyede birinci, ikinci ve üçüncü kişi gibi
sınıflandırma yapılır. Birinci kişi baş kahramandır, diğerleri ise yardımcı
elemanlardır.
Olay hikâyelerinde; hikâye kişileri az da olsa fizikî ve ruhî özellikleriyle tasvir edildikleri halde; durum hikâyelerinde, kişiler tanıtılmaz, olayla ilgili yönleri öne çıkarılır.
Hikâyede Yazım Dili ve İfade Çeşitleri
Hikâye kişileri, günlük konuşma dilinin tüm canlılığı ile karşılıklı konuşmaktadırlar. Hikâye dilinde cümleler genellikle kısadır. Anlatım, günlük söyleyişte görülen deyim ve sözcüklerle zenginleştirilmiştir.
İfade Çeşitleri:
Olay ve durum hikâyelerinde anlatılanlar ya yazar
tarafından ya da hikâye kişisi tarafından dile getirilir. Hangi durumda olursa
olsun, hikâyeye, anlatıcının bakışı hakimdir. Olay ve durum, anlatıcı
tarafından yönlendirilir. Anlatıcı, hikâye kahramanı veya kahramanları adına
düşünür. Hareketleri ve durumları anlatıcı yorumlar.
Görüldüğü gibi hikâyede iki türlü anlatım biçimi vardır. Hikâye kahramanı tarafından anlatılanlar hikâyelerde "birinci kişili" anlatım; yazarın ağzından anlatılanlar ise hikâyelerde "üçüncü kişili" anlatımdır. Bazı hikâyelerde bu iki anlatım biçimi, birlikte kullanılır.
Hikâye dilinin zenginliği, yazarın dile
hakimiyetiyle ilgilidir. Hikâye dili, yazardan yazara, ayrıca hikâye türüne ve
konusuna göre değişir.
Durum hikâyelerinde ise günlük dil kullanılır.
MODERN HİKÂYE
Yazarın, insanların her gün gördükleri; fakat
düşünmedikleri bazı durumların gerisindeki gerçekleri hayâl ve birtakım
olağanüstülüklerle anlattığı hikâye biçimine Modern Hikâye denir.
Hikâyede bir tür olarak 1920'li yıllarda ilk defa Batı'da görülen bu anlayışın en önemli temsilcisi Franz KAFKA'dır. Bu türün bizdeki temsilcisi Haldun TANER, hikâyelerinde, genellikle büyük şehirlerimizdeki yozlaşmış tipleri, sosyal ve toplumsal bozuklukları, felsefi bir yaklaşımla ele alır. Yazar sade anlatımına ince bir yergi ve yer yer, alay katarak, olay ve kişilerin gerçek yönlerini göz önüne serer.
Tanzimat Dönemi ve Hikâyeler:
Türk Edebiyatında ilk hikâyeler, Samipaşazâde
Sezai'nin yazdığı küçük eserlerdir.
Batılı anlamda hikâyenin Türk Edebiyatındaki ilk
temsilcisi Ömer Seyfettin'dir.
Avrupaî tarzın ilk HİKÂYE ve ROMANCILARI Ahmet
Mithat Efendi, Emin Nihat Bey, Şemseddin Sami Bey'dir.
Ahmet Mithat Efendi neşirlerinde, 1870 yılında KISSADAN HİSSE, LETAİF i RİVÂYET'in ilk beş bölümü ile başlar. 1873'te başlayıp, 1875'te biten Emin Nihat Bey'in MÜSAMERETNAME'si ikinci teşebbüstür. 1875'te ŞEMSETTİN SAMİ'nin TAAŞŞUK i TALAT ü FİTNAT'ıdır.
Modern hikâyenin Türk Edebiyatındaki temsilcisi ise Halit
Ziya UŞAKLIGİL ve Haldun TANER'dir.
Türk hikâyeciliği, ilk olarak İlk Çağ, Türkistan’da: Binbuda Kütüpanesi'nde bulunan Uygurca, Samoyetçe, Sankritçe hikâyeleridir. (Kaynanam Kara Papam Kara, İkiz Kardeş Hikâyeleri) Bunlar Anadolu'da masala ve tarihî eserlere girmiştir. Bunlar da:
Oğuznâmelerimiz,
Dedekorkut Hikâyelerimizdir.
Sonraki yüzyıllarda ise bunu:
Leylâ ile Mecnûn,
Ferhat ile Şirin,
Yusuf ile Züleyha,
Arzu ile Kamber, …vb. hikâyelerdir.
Hoşa giden, eğlendirici anlatımlar olarak gelişen
hikâyeye, bu anlamıyla Homeros Destanlarının ve Heredot Tarihinin
anlatımlarında da rastlanır.
Orta çağ 'da özellikle Hindistan'da "Binbir Gece Masalları" ile sağlam bir hikâye geleneğinin varlığı bilinmektedir. Bu gelenek Arapça'dan yapılan çevirilerle Avrupa'ya yayılmıştır; ancak bu çağ Avrupa'sında yaygın olan hikâyeleri, masal, efsane, rivayet anlatımlarından ayıramıyoruz.
Hikâye türünün ilk büyük başarısını XIII. Yüzyılda
İtalyan edebiyatında görüyoruz. Bu yüzyılda yazılan hikâyelerin büyük çoğunluğu
nüktelidir; ancak macera hikâyeleri de az değildir.
Hikâyeye bugünkü anlamda ilk edebî kimliği kazandıran İtalyan yazar Boccacio'dur. Sanatçı, Rönesans Hikâyecilerini de etkilemiştir. Rönesans'tan sonra hızla gelişen hikâye XIX. Yüzyılda Edebiyatın en yaygın türlerinden biri olmuştur.
Aynı yüzyılda, Tanzimat'ın ilanını takiben Batı'nın
etkisiyle edebiyatımıza giren modern hikâyeden önce Türk Edebiyatının yüzyıllar
süren sağlam bir hikâye geleneği vardır.
Bir kısmı günümüzde de yaşayan halk hikâyeleri,
meddah hikâyeleri, halk masalları bu geleneğin tanıklarıdır. XIV. ve XV.
yüzyıllarda yazıya geçirildiği sanılan Dede Korkut Hikâyeleri, çağdaş
hikâye tekniğine yakın kurgusu ve planıyla Türk edebiyatının bir kısım
anlatımlarda Batı'dan ileride olduğunu gösteren eserlerdir. Hikâye kelimesi
ilk olarak Tanzimat'ta "Roman" karşılığında kullanıldı.
Bugünkü anlamda hikâyelere ise "Küçük Hikâye" denildi.
Haldun TANER: "Hikâyeyi romanın kısası, romanı hikâyenin
uzunu sanmak bence yanlıştır; hem "Hikâye"nin hem de "Roman"ın
ayrı özellikleri vardır. Tekniği başka işleyişi başka üslubu başka iklimi başka…"
diyor.
ANLATICILAR TİPİ (TİPOLOJİSİ, KARAKTERİ)
1.Anlatıcı Tipi (Karakteri)
Bir anlatı metni ile ilk karşılaşıldığında ilk
tanışılan eleman hikâyeyi nakledendir. Burada söylenilen hususun sadece kurgulu
metinleri kapsamadığı açıktır. Kurgu metinlerin sistemli incelenmesi
yapıldığında da anlatıcı ya da anlatı vasıtası olarak adlandırılan lengüistik
figürün büyük bir önem ihtiva ettiğini söylemek mümkündür. Roman sanatının
temeli bakış açısına göre, onun problemi üzerinde yükselir. Bunu görmemezlikten
gelen yazar, üzerinde durduğu temâyı ve anlamı aktarmada yeterince başarılı
olamaz.
Anlatımın seviyesinin tespitinde karşılaştığımız yapıların içerisinde, kurgu anlatıların en temel unsuru olan anlatıcı, anlatıcıları hem dış anlatıcı hem de iç anlatıcı olarak görebiliriz. Bunların her ikisi de anlattıkları metin içerisinde, pozisyonlara göre iki başlık altında toplanırlar: Şayet bir anlatıcı anlattığı hikâyenin katılımcılarından biri ise, "benzer anlatıcı" dır. Anlatıcı anlattığı hikâyenin dışında kalan, katılımcılarından biri olmadığı bir konumda ise, o taktirde benzer olmayan anlatıcı olarak isimlendirilir.
Micke Bal' in adlandırmasıyla:
A: Dış Anlatıcı
B: Karakter Anlatıcı (Sınırlı).
Diğer bir benzer ayrımla da: "Ben
Anlatıcı(lar) ve "Üçüncü Kişi Anlatıcı(lar) olarak tespit etmem
mümkündür. ,
Bu bilgiler ışığında hikâyeye yaklaştığımızda anlatıcı, bu kurgu dünyasının varlıklarından biridir. I. Tekil şahıs konumundaki anlatıcı hikâye kahramanlarından biridir. Olayları yaşayan ve anlatan aynı kişidir.
Metin aktarımında tekil I. şahıs'ın (m) kullanılması
anlatıcı tipinin tespiti için önemli bir ipucudur. Bu hikâyede anlatıcı,
"ben anlatıcı"dır. Hikâyede anlatıcı tipini ele veren önemli
ipuçlarından biri de anlatıcının hikâye kahramanı ile aynı ortamda (hapishane)
olduğunu belirtmesi ve onun hal ve hareketlerini gözlemleyebilmesi ve onları
aktarabilmesidir.
Kişiye dayalı anlatımlarda anlatıcı, karakterin
fizyolojik özelliklerini, genç yaşlı dış görünüş ile ilgili giyim ve kuşamına
önem vermesi, eğilimleri, duruşu, bakışı, insan üzerinde bıraktığı izlenimler
ve ismi verilmelidir. Bunlar anlatıcıya aktarılan önemli unsurlardır.
a) Karakteri fizyolojik bakımından tanıtması,
b) Kahramanın ismi ve ailesi hakkında az çok bilgi
vermesi,
c) Aktörün, öğrenmeye yani bilgi edinmeye açık
olmasını söylemesi gibi unsurlar anlatıcının tipini veren önemli ipuçlarıdır.
Anlatıcı hikâye kahramanının içsel duygularını
anlatmak için onun iç dünyasına inmemiş, gizli duygu ve düşünceleri anlatma
yoluna gitmemiştir. Bu açıdan anlatıcı;
1- Doğrudan (bağımsız, dolaysız) konuşma aktarımını,
2-Olay örgüsünde, karakter, tasvir vb. hususlarda, "otoriter
bir anlatı söylemi"ni seçmemesi vb. durumlarda anlatıcı tipi "ben
hikâye si anlatıcı"dır.
Birinci (Ben hikâyesi) Kişi Anlatımcısı:
1. Anlatım Seviyesi
Hikâye, anlatım seviyesi bakımından değişik bir
konumlamadadır. Bu konumlama; anlatıcının kurgu metnin bir katılımcısı olması,
dolaysız konuşma tekniğinin ön planda olması ve müdahale sınırının sıfır
düzeyinde olması gibi unsurların niteliklerinden anlamak mümkündür.
Hikâye:
A) Temel metin
B) Alt anlatılar (metinler)
Temel metin / çerçeve metin, anlatıcının metnidir.
Anlatıcı, hikâye kahramanı olmakla birlikte, olay örgüsünü, kurgu metni
nakleden kişidir. Bu durum, anlatıcının konum ve bakış açısını mekân, zaman,
ritmik oluşumların yapısında değişmelere, yapısal nitelikler kazanmasına,
zengin kurgusal yapının ya da tersi durumun ortaya çıkmasına ve bunların
belirginleşmesine neden olmaktadır.
Olayın bir kahramanı olan anlatıcı, aktörün yaşamı,
fiziksel yapısı, duygu dünyası (aşk dünyası), gelecek tasarımını kurgusal ve
ritmik yaklaşımlarla anlatmıştır. Temel metnin anlatıcısı olan anlatıcı,
zamanlarda yer yer sıçramalar yapmış, yer (mekân) tasvirlerinde ise başarılı
değildir. Olayın geçtiği yer (hapishane), anlatıcının projektörüne hiç
yansımamıştır. Tasvirler genellikle aktör üzerinde yoğunlaşmıştır.
"Bağımsız dolaysız konuşma aktarımı"
(Free Direct Speech) ile anlatıcı direk aradan çekilerek aktör ile alıcı
aktarıcının varlığına hiç ihtiyaç duymadan iletişim kurarlar. Diyaloglarda
anlatıcı, muhatap konumundadır ancak müdahil veya dolaylı bir aktarıcı
konumunda değildir. Diyaloglarda belirginleşen en önemli noktalardan biri de
anlatıcının "anlatıcı" konumundan çıkarak "birey"
selleşmesidir:
Bu kurgusal yapıyı sembolize etmek gerekirse;
Alt anlatı metninin anlatı sistemi
Anlatı seviyesi kurgusal bir zenginlik taşıdığını
söylemek mümkündür. Ana metin dışında, ancak yapı ve kurgu bakımından yine ana
metine bağlı olan bir alt metin ortaya çıkmıştır. Bu metinde de bir anlatıcı ve
bir dinleyici (muhatap) söz konusudur. Gönderici ve alıcı dışında bir alıcı daha
vardır ki, bu alıcı metin dışı muhatap olmakla birlikte temel metnin ve alt
metnin temel anlatıcısı üst anlatıcı(ben)dir.
DÜZYAZI TÜRLERİ
Düzyazılar işlenen konu ve konunun işlenme tekniğine
göre iki ana grupta incelenir:
A. Hikâyeleme yazıları
B. Düşünce yazıları
HİKÂYELEME YAZILARI
ROMAN :
Yaşanmış veya yaşanması muhtemel, gerçek veya
gerçeğe yakın olayların belli bir düzen içerisinde anlatıldığı, yer, zaman ve
şahısların belli olduğu uzun yazılardır.
Konularına Göre Şöyle Adlandırılır:
Psikolojik Roman,
Töre Romanı,
Macera Romanı,
Tezli Roman,
Köy Romanı,
Tarihi Roman,
Egzotik Roman,
Mektuplu Roman,
Bilim-Kurgu Romanı,
Biyografik Roman...
Etkilendikleri Edebî Akımlara Göre:
“Klasik Roman,
Romantik Roman,
Realist Roman,
Naturalist Roman" gibi adlar alırlar.
2. Hikâye (Hikâye) : Yaşanmış ya da yaşanması
muhtemel, gerçek veya gerçeğe yakın olayların, belli bir düzen içerisinde
anlatıldığı orta uzunluktaki yazılardır. Dünya Edebiyatı'nda hikâye türünün ilk
örneği İtalyan yazar Boccacio'nun Decameron (Dekameron) adlı
eseridir. Hikâye türü, Türk Edebiyatı'nda Tanzimat Dönemi'nde ortaya çıkmıştır.
Dünya Edebiyatı'nda Realizm (Gerçekçilik) Akımının
Etkisinde
Hikâyeler İkiye Ayrılır:
a) Olay Hikâyesi:
Fransız yazar Guy de Maupassant tarafından
geliştirilmiştir. Bu nedenle Maupassant tarzı hikâye olarak da adlandırılır.
Hikâye, belli bir olayın etrafında gelişir. Türk Edebiyatında Olay
Hikâyeciliğinin en önemli temsilcisi Ömer Seyfettin'dir.
b) Durum (Kesit) Hikâyesi:
Sovyet yazar Antony Çehov tarafından
geliştirilmiştir. Bu nedenle Çehov tarzı hikâye olarak da adlandırılır.
Bu tür hikâyelerde belirli bir olay yoktur. Hayattan bir kesit sunulur. Durum
hikâyeciliğinin Türk Edebiyatındaki en önemli temsilcisi: Sait Faik
Abasıyanık ve Memduh Şevket Esendal'dır.
HİKÂYE ile ROMAN ARASINDAKİ BENZERLİKLER
a) Her ikisinin de yazarı bellidir.
b) Her ikisinde de giriş, gelişme ve sonuç bölümleri
vardır.
c) Her ikisinde de gerçek veya gerçeğe yakın olaylar
anlatılır.
d) Her ikisinde de olağanüstü özelliklere sahip
olmayan, normal yapıda kahramanlar (kişiler) vardır.
e) Her ikisinde de olayların geçtiği zaman ve mekân
bellidir.
HİKÂYE ile ROMAN ARASINDAKİ FARKLAR
1.
Hikâye kısa ve orta uzunlukta bir yazı türüdür. Roman ise uzundur.
2.
Hikâyede kişi sayısı romana göre daha azdır.
3.
Hikâyede genellikle bir tek olay anlatılırken, romanda birbirine bağlı olaylar
anlatılır.
4.
Hikâyede olaylar kısa bir zamanı kapsar, romanda ise genellikle uzun
bir zaman söz konusudur.
5.
Romanlarda olayın geçtiği dönemin siyasî, sosyal, tarih durumu hakkında
bilgi edinilir. Bu durum hikâyelerde pek yoktur.
6.
Hikâyelerde sınırlı bir mekân söz konusudur. Romanlarda ise olaylar
daha geniş bir coğrafyada meydana gelir.
KAYNAKLAR:
1.
http://www.turkceciler.com/yazi_turleri/hikaye.html
3.
http://gunayturak.blogcu.com/turk-ve-dunya-edebiyatinda-hikaye-oyku-turunun-tarihsel-gelisim/4128920
4.
http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk_edebiyat%C4%B1
6.
http://www.edebiyatforum.com/index.php/component/jootags/d%C3%BCnya%20edebiyat%C4%B1nda%20hikaye.html
