TOPLUMLARDA SOSYAL ÇÜRÜME; Abdullah Çağrı ELGÜN; Afganlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TOPLUMLARDA SOSYAL ÇÜRÜME; Abdullah Çağrı ELGÜN; Afganlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Aralık 2023 Cumartesi

TOPLUMLARDA SOSYAL ÇÜRÜME; Abdullah Çağrı ELGÜN

TOPLUMSAL ÇÜRÜME 

Abdullah Çağrı ELGÜN

İnsanlardaki Allah korkusu, dünya hadiselerinin benzeri olan, bin türlü hadiselerin korkusuna bağlandı. Sarıklı, Cübbeli, Eli Bastonlu, Kirli Sakallı, genç ihtiyar onlarca insan kimi azgın ve yabani bakışlarla şu birkaç yılda birdenbire türediler. İlköğretim dahil, devlete ait bütün orta dereceli okullar ve üniversitelerimizde özellikle de idareci pozisyonunda bulunan devletin memurları, iktidarın koruyuculuğunda, Türkiye Cumhuriyeti Kanunlarında hâlâ geçerliliğini koruyan "Kılık ve Kıyafet Yönetmenliğini" askıya aldılar...

Bu kılık ve kıyafetleri ile örnek insan teşkil etmesi gereken"Rolmodel", Okul ve Üniversite yöneticileri ve eğitimciler, bulundukları yerde Hacı mı, Gavs mı, Hoca mı, Şeyh mi, Cemaat Lideri mi, Şıh mı öğretmen, Öğretim Görevlisi, Memur mu ne olduğu belli olmayan bir pozisyona düşürüldü... Ucube kılıklı Arap Çöl Bedevisi, Okul Mürdürü, Dekan, Rektör çıktı karşımıza... Okullar böyle de diğer Kamu kuruluşları bundan çok mu farklı?..

Elbette, Hayır!.. 

Orada da durum bundan farklı değil!..

Eski tertip ve düzene, disipline, düzgün pırıl pırıl, ütülü pantolon, kolalı gömlekler, takım elbiseli, gülümseyen bakışlarla karşımızda beliren kişilere alışkındı gözlerimiz. Bugün Devlet Kurumlarında, saçı sakalı bir araya karışmış, Afganlı, Pakistanlı, Hintli, Iraklı, Suriyeli…vb. kılıklı bizim olmayan bu yöneticileri görünce ürktük. Koktuk, telaşa kapıldık. 

Bu bizim kurumlarımız mı, yoksa biz başka bir ülkede miyiz diye şaşırdık; fakat maalesef doğruydu… Kendisini: saç sakal, sarık, cübbe, şalvar giymekle Müslüman olunacağını zannederek dindar geçinen, bu zümrenin elinde, din bir şirin gözükme vasıtası, Allah ise aldatma vasıtası oldu!.. 

Bütün bu kirlerin üstüne dindarlık elbisesi giyenler, din hayatının sarrafları veya karaborsacıları kesildiler. Bunlar bu dünyada mallarının sürümlerini sağlayanlara Cenneti peşkeş çektiler... Kendileri ile alışveriş yapmayanları ise Cehenneme gönderdiler. Sanki kendileri, Allah'ın umumî vekâletine sahiplermiş gibi iman ile isyanın sınırlarını sımsıkı ayırdılar. 

"Sosyal Çürüme" ile  koca bir toplumun norm değerleri, sosyal dengesini, fabrika ayarlarını, inanç ve ibadetini bozdular... Halkın sığındığı, inandığı ne varsa katlettiler, Halkı: "İbadet Yapma, Namaz Kılma, Başörtüsü, Cumalara Gitme, Umre, Haç Ziyaretleri, "Dillere Peleseng olmuş her açılış ve törenlerde Kuran okuma, 'Ya Allah Ya Bismillah!' söylem ve davranışlarıyla kandırdılar, 'Allah' " söylemleriyle aldattılar... Toplumun top yekün inanlarının kaybolmasına, değerlerini çürümesine, "Toplumsal Çürüme, Sosyal Çürüme"sine sebep oldular... 

Bir toplumda ekonomi, iktisat, mali durum kökten çökse, tarumar olsa da düzelebilir. Ekonomi batsa ayağa kalkar, Para yok olsa bir gün mutlak bulunur; fakat bir toplumda "Toplumsal Çürüme, Sosyal Çürüme" başladı mı, onun düzeltilmesi yılları, hatta yüz yılları alabilir...

Israil’in, Filistin Halkına yaptığı zalimlikler, soykırıma karşı, bir araya gelen, İslâm toplulukları için Avrupalı bir âlim, şöyle demiş:

Araplar: Deveyi yediler. Ondan kini ve kıskançlığı aldılar.

Türkler: Atı yetiler. Ondan sertliği ve kuvveti aldılar.

Batılalar: Domuzu yediler. Ondan pisliği ve deyyüslüğü aldılar.

Afrikalılar: Maymunu yediler. Ondan çevikliği ve neşeyi aldılar.

Her kim, hangi hayvanı yediyse, ona benzediler…

Biz Türkler ise şimdi en ucuz et diye, tavuk yemeye başladık... Bundan dolayı tavuk gibi korkak olduk! Zalimlere boyun eğdik, gökyüzünde uçacakmışız gibi kanatlarımıza bakıp, böbürlendik; ancak sadece pahalı yemler yeyip, sahiplerimize yumurtalar verdik. İşimiz bitince, bizi de tavuk gibi kesip yiyecekler. O zaman, biz yine yatığımız şeyi yapıp; sadece gıdaklamakla yetineceğiz!..

Sormamak, sorgulayamamak, akıl etmemek, körü körüne kabul ve biat etmekle bu sosyal çürümenin ortağı oluyoruz. Herkes kadar biz de aynı şekilde suçluyuz.. 

Kanunların işlememesi, adaletin yürümemesi... Esnafın. sanatkârın, ticaret erbabının birbirlerinin aldatıp kandırması... Haksız kazanç elde etme... Kolay para kazanma... Köşe dönme... Kara para aklama... Güvenlik kuvvetlerinin yerini Mafyanın ve kuvvetlinin zayıfı ezmesi alması... Adaleti adliyede bulamayanların, adaleti kendi gücü ile yerine getirmek üzere silahlanması çarşıda, pazarda. sokakta adam öldürüp, insanları katledip hak araması... Güçlünün zayıfı döverek, boğazlayarak öldürmesi... Faili meçhul cinayetlerin artması... Devletin Mafya ile çalışması ortaklık yapması... Devletin veya Mafyanın varlıklı, zengin  vatandaşların malına mülküne çöreklenmesi, çökmesi...Doğrudan veya dolaylı el koyması... Ülkede birileri servet içinde yüzerken; diğerinin bir lokma ekmeğe muhtaç olarak aç ve sefil bir vaziyette bırakılması. 

Borçlunun borcunu ödeyememesi... Buna bağlı olarak fakirleşmenin artması, fuhşun tavan yapması...İşsiz güçsüz, boş ve aç insan sayısının çoğalması sokaklarda kaosun başlaması... Boşanmaların hızla arması ve aile yuvalarının bozulup dağılması...

Daha beş-altı yaşlarındaki çocukların Yetiştirme Yurtlarında, Vakıf Yurtlarında tecavüze uğraması (Karaman Ensar Vakfında 45 tane 10 yaşının altındaki 45 erkek çocuğuna tecavüz edildiği haberleri basında yer aldı!..) Çocuk yaşlarındaki kızların evlendirilmeleri... Yetiştirme Yurtlarına gönderilmiş vatandaşlarımıza ait kimsesiz kız çocukların Yurt Yönetimi, İdarecileri, çalışanları veya internet tuzağı kanallarıyla, bürokratlara sunulup peşkeş çekilmeleri... Pavyon ve Randevu Evlerinde çalıştırılmaları... Baştakiler olmak üzere aydınların ve halkın bütün bu olan ve yaşananları umursamamazlıktan gelerek "Normal Bir Durum!.." olarak görmeğe başlaması... 

Baştaki bütün yöneticiler: Cumhurbaşkanının, Başbakanın, Vekillerin, en üst düzeydeki bürokratların; eğitimcilerin, Hacıların Hocaların; anne ve babaların; esnaf ve tüccarların: "Daha yeni Namaz kıldım. Abdisimle duruyorum!.." dedikten hemen sonraki alışverişte: "Daha ilk siftah Bismillah!.." diyerek vatandaşa on misli kazık atarak; "Dinle, Allah" ile aldatmaları... Kısaca her kesimden herkesin, yapılan yanlışlıkları gördüğü halde, kılını dahi kıpırdatmaması, inadına olup bitenlere alkış tutması...vb. bir "Toplumsal Çürüme" dir... 

Müslümanlarda Halife Osman Dönemi'nin sebep olduğu böyle bir çürüme olmuştur. Halife Hz. Osman'ın uygulama ve adaletine karşı ayaklanan yine Müslüman Gruplar Halife Osman'ın evini kuştarak, Halifeyi öldürmesinden hemen sonra zorlamayla Halifeliğe getirilen Hz. Ali ve sonrasında dahi gelenler bu çürümeyi düzeltememişlerdir. Halk birbirine girmiş, Sahabiler dahi kamplara bölünmüş, kabile kabile, grup grup, meshep meshep ayrışmışlar; kardeş kardeşe düşman olarak birbirlerini yemiş, Binlerce Sahabi, kardeş, eş dost boşu boşuna, bir hiç uğruna öldürülmüşlerdir... 

Selçuklularda böyle bir çürüme olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu Kanûnî Devrinden Kurtuluş Savaşına kadar bu çürümenin içindedir. Çürüyü çürüye devam etmiştir. Bugün Türkiye'de Ali Adnan Menderes ile başlayan bu "Toplumsal Çürüme" Recep Tayyip Erdoğan İktidarı ile zirveye ulaşmıştır... 

Yıkılan, yok olan üstün medeniyetlerde de "Sosyal Çürüme", Zamanın En Gözde Medeniyetlerini yerle bir etmiş, tarihin çöplüğüne, tozlu raflarına   atmaktan asla çekinmemiştir!.. 

Sadom ve Gomore, İrem Kavmi, Semut Kavmi, Uhut, Etiler, Sümerler, Akadlar, Babiller, Grekler, Tarakyalılar, Uygurlar bunlardan sadece bir kaçıdır. 

Tekrar tekrar tarihin tozlu raflarına atılmak istemiyorsak, Din ve Devlet İşleri ayrı kalmaya devam etmelidir... Din ve Devlet işleri Selçukluda Osmanlıda ayrıydı. Ne zaman ki Din ve Devlet işleri birbirine karıştı ve bu koca koca Devletler bir çuval gibi yıkıldı; fakat gövde nasıl devrildiğinin farkına varamadı... 

İnanç din ve iman; insanın beyninde, ruhunda, vicdanında ve davranışlarına yansımış uygulamalar bütünü, hal ve durumdur.

İslâm Dinini: Arap Ebu Cehil'in de giydiği, ENTARİ, başına sardığı SARIK, Faslının başına geçirdiği FES, Selefi'nin giydiği ÇARŞAF, ABİYE, BURKA, TESETTÜR, ÇADOR, AVRET...vb. kılık, kıyafet, saç, sakal, bıyık veya kısa etek, şort, pantolon ... vb. örtülerde ve şekillerde aramak AKLA, MANTIĞA, BİLİME. Allah'ın emir ve yasaklarına aykırıdır.  Bu şeklen giyim kuşamı "İslâm Dini" diye dayatanlara gülüp geçilir. Böyle bir düşünüş abes ile iştigaldir. Herkes istediği gibi giyinsin; fakat Devletin Kurumlarında ciddiyet, tertip ve düzen açısından nizamî ölçüler gereklidir. Devlet Kurumlarında ciddiyet ve diğerlerinden fark olmalıdır. 

İnsan: İnsan olmanın kutsallığını, ruhunda, kalbinde taşıyan; hak, hukuk, adalet, eşitliği kendisine rehber edinmiş; din, dil, ırk, renk, farkı gözetmeden, temelinde insan sevgisi bulunan, her dine, mezhebe, her inanca, her renge, her ırka her cinse, tabiatın bütün yaratıklarına, hoşgörü ile bakıp, onların bütününe saygılı varlıktır…

İnsan: Kuran’a göre Allah’ın: “Kendi ruhundan üfledim, Kendi ruhumdan ruh verdim!..” Diyerek bütün Meleklerini yarattığı bu kula (İnsan) secde etmesini istediği, en kutsal varlıktır… Bu söz ile: İnsana hizmet, Allah’a hizmettir ve bu ibadetlerin en kutsalıdır! Allah: “Bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmek gibidir. Bir insanı kurtarmak da bütün insanlığı kurtarmak gibidir!..” diyerek insanı, diğer varlıklardan ayırmış ve Eşref i Mahlûk (Varlıkların En Şereflisi) yapmıştır… Bütün Melekleri de ona secde etmeye çağırmıştır. Yani Allah’ın da bulunduğu insanın önünde:

Cebrail, Azrail, İsrafil, Mikail, Harut, Marut…vb. “İblis” hariç, bütün Melekler "İnsana" secde etmiştir!.. Bütün Meleklerin kendisine secde ettiği bu varlıktan, beklenen de kendisine yakışan olmalıdır…

Bu moden çağda;çağdaş uygurlık seviyesine çıkabilmemiz için yeryüzünün en şerefli varlıkları "İnsan" olarak ; akla, bilime dayalı; soran, sorgulayan. itiraz eden; uygulamaya dayalı, sahada: Görerek, işiterek, dokunarak, bilgisayarlı, loboratuvarlı, teknolojinin en son icatlarının kullanıldığı Eğitim ve Öğretime dönmediğimiz takdirde: "DİN EKSENLİ, HACILAR, HOCALAR, TARİKAT, CEMAAT, GAVS, ŞEYH, ŞIH...VB." gideceğimiz yer eski ve yakın örnekleri olduğu gibi tarihin tozlu raflarıdır...

Translate