TÜRK EDEBİYATINDA HALİT ZİYA 'YA KADAR ROMAN
Abdullah Çağrı ELGÜN
TÜRK EDEBİYATINDA HALİT ZİYA 'YA KADAR ROMAN
Türk edebiyatında romanın Tanzimat’tan
sonra başladığını söylemek adeta bir gelenek halini almıştır; fakat
edebiyatımızda da Tanzimat’tan önce
de romaneks
vasıflı (roman benzeri) eserlerin verildiğini biliyoruz. Durum böyle olunca, Türk Edebiyatında, Tanzimat’tan
sonra, Avrupaî tekniklerle romanların yazıldığını söylemek daha yerinde olur.
Roman, ait olduğu milletin macerasını, hayat
görüşünü, istikbale dair ümitlerini, endişelerini, beşerî münasebetlerini,
sosyal hadiselerini hikâye eden bir edebî tür olduğuna göre, her milletin hayatında,
başlangıcından itibaren, roman sayabileceğimiz eserlerin, yazılmış
olabileceğini de tabiî saymak gerekir.
Türk milletinin tarihî macerasını, siyasî
karakterini, sosyal yapısını, inanç sistemini, fikir yapısını anlatan pek çok
eser mevcuttur… Bu eserler romanla birlikte aynı görevi icra etmişlerdir. Türk
edebiyatında meydana getirilen ve gelenekçi bir tarzda yazılan ve söylenen
eserler, Avrupaî romandan farklı olarak PEDAGOJİK BİR GÖREVİ de yerine
getirmeğe çalışmıştır. Bu eserlerde, terbiye, nasihat, insanı hayata hazırlama,
kültürü nesillere aktarma, onu bu öğretilerle geleceğe aktarma gibi unsurları,
daima göz önünde bulundurulmuştur. Bu eserler:
DESTANLARIMIZ,
OĞUZNÂMELERİMİZ, DEDEKORKUT, ÂŞIK GARİP, KEREM İLE ASLI, FERHAT İLE ŞİRİN,
KÖROĞLU HİKÂYELERİMİZDİR. LEYLÂ VÜ MECNÛN, HÜSREV Ü ŞİRİN, HÜSN Ü AŞK
MESNEVİLERİMİZDİR.
Kendi hususî şekilleri içerisinde vücut
bulan bu eserler, fonksiyonları bakımından Tanzimat’tan sonra yazılan Avrupaî Türk
romanlarına göre daha BU ESERLER, YERLİ, DAHA GELENEKÇİ, DAHA
KALICI, DAHA MAHALLÎ, DAHA MİLLÎ eserlerdir. Bu eserlerde hayat tecrübesi
devlet tecrübesi ile birleştirilerek verilmiştir. Kutadgu Bilig (Saadet
Veren Bilgi) adını taşıyan eser, bunlardan sadece biri ve en orijinallerindendir.
Türk edebiyatında, bu ilk eserleri Avrupai
eserlerle mukayese ettiğimiz zaman, eskilerin daha mücerret olduklarını
görürüz. Batı’da hareket noktası maddedir. Batılı sanatkârlar
maddeden hareket ederek, maddeyi anlatmak suretiyle hikâyesini yazar. Bizde ise
maddenin insan ruhu üzerinde intibaları önemlidir. Bizim hayatımızda maddeden
ziyade, maddenin düşündürdükleri intibalar yani mücerretlik hakimdir.
Ülkenin Tanzimat’la birlikte yeni bir
medeniyetin kapılarının aralanmış olması, pek çok sahalarda olduğu gibi edebiyatımızda da büyük
değişiklikler meydana getirir. Biz bunlara Avrupaî yenilikler adını veriyoruz. Bu
yenilikler manzumesinde roman da nasibini almıştır.
Bizde, Avrupaî Edebiyat tercüme
ile başlamıştır. Türkiye’de Avrupa'dan yapılan tercümeler. 19.yy.’ın ikinci
yarısında başlar. İlk tercümeler, daha ziyade SİYASET ve TİYATRO
sahasını ilgilendiren eserlerdir. Keza roman da tercüme yoluyla ilk
meyvelerini veremeye başlar. Tercüme faaliyetlerinin edebiyatçılarımız
üzerindeki, tesiri çok büyük olmuştur.
İlk nesil romancılarımız, tercüme edilen
eserlerin tesiri altında kalem oynatmışlardır. BİZDE AVRUPA’DAN ROMAN
TERCÜME EDEN İLK ŞAHSİYET: YUSUF KÂMİL PAŞA’dir. Yusuf Kâmil Paşa,
FENELON’un TEI.EMAGUE (Telemak) adlı romanını 1859 yılında TERCEME-İ
TELEMAK adı ile dilimize çevirmiştir. Bu tercüme 1862 yılında kitap
halinde yayınlanmıştır; fakat tercümede kullanılan dilin ağır olması ve o günkü:
Türk okuyucusunun yabancısı olduğu YUNAN MİTOLOJİSİNİ, SÖZKONUSU ETMESİ
SEBEBİYLE rağbet görmemiş ve hiçbir tesir de icra etmemiştir. Buna mukabil, Yusuf Kâmil Paşa gibi nüfuslu bir devlet adamı tarafından tercüme
edilmesi ve ahlâkî bir eser olduğu için Türk okullarında yıllarca okutulmuştur.
Aynı eseri, 1881 yılında AHMET VEFÎK PAŞA,
BİR DEFA DAHA TÜRKÇE’ye tercüme eder…
Bunu VİCTOR HÜGO’nun LES MİSARABLES adlı romanı takip eder. Bu roman, 1862 yılında ŞEMSETTİN SAMİ BEY tarafından
HİKÂYE-İ MAĞDURİN adı ile özetlenerek Türkçe’ye tercüme edilir. SEMŞETTİN
SAMİ BEY aynı romanı, 1880 yılında, SEFİLLER adıyla bütün halinde TEKRAR
tercüme eder.
‘Edebiyatımızda üçüncü tercüme roman, VAKANİVÜS
AHMET LÜTFİ EFENDİ’ye aittir. AHMET LÜTFİ EFENDİ, ROBİNSON CRUSOE’nin
Arapça tercümesini 1864 yılında Türkçeye çevirmiştir.
BERNANDİN de SAİNT PÎERRE’in PAUL ET
VÎRGÎNİE adlı romanı I87O
yılında tercüme edilerek MÜMEYYİZ GAZETESİNDE tefrika edilmiştir;
1871 ALI BEYy
VOLTAİRE’nin MİKROMEGAS adlı eserini HİKÂYE-İ
FEYLESOFİYE-İ MİKROMEGAS adıyla tercüme ederek DİYOJEN’de tefrika etmiştir.
MİKROMEGAS
eseri aynı yıl (1871), AHMET VEFİK PAŞA TARAFINDAN, HİKÂYE-İ
FEYLESOFİYE-İ MİKROMEGAS adıyla tercüme edilmiştir.
1871 yılında TEODOR KASAP, ALEXSANDRE DUMAS PERE’in MONTE
CRİSTO adlı romanını Türkçeye çevirir. DİYOJEN’de tefrika edilen
eser, TÜRKÇE’ye ÇEVRİLEN İLK BÜYÜK ROMANDIR. Dolayısı ile tesiri de büyük olmuştur. BİLHASSA
AHMET MİTHAT EFENDİ, BİRÇOK ROMANINI BU ROMAN TESİRİNDE YAZMIŞTIR.
Türkiye’de asıl tercüme faaliyetleri, l880
yılından sonra başlar. Bu tarihten sonra her roman, hissî, hayalî, cinâî (cinayete
ait) gibi adlarla tercih edilerek yayınlanır. Bunlardan biri rağbet görürse,
tercümeyle uğraşan bütün muharrirler, hemen bu sahada eser yayınlamağa
başlarlar. Bu dönemde sadece roman tercüme ederek çalışan muharrirler vardır.
Okuma alışkanlığında ve edebî zevkin gelişmesinde, bu tercüme eserlerin büyük
payı vardır.
Avrupâî tarzın ilk HİKÂYE ve
ROMANCILARI: AHMET MİTHAT FFENDİ, EMİN NİHAT BEY, ŞEMSETTİN SAMİ BEY’dir.
AHMET MİIHAT EFENDİ neşirlerine
1870 yılında KISSADAN HİSSE, LETAİF-İ RİVÂYET’in ilk beş bölümü
ile başlar. 1873’te başlayıp 1875’te biten EMİN NİHAT BEY’in
MÜSAMERETNÂME’si ikinci teşebbüstür…
1875’te ŞEMSETTİN
SAMİ’nin TAAŞŞUK-İ TALAT Ü FİTNAT’ıdır.
Ahmet Mithat Efendi, POPİLER
BİR ROMANCIDIR. Okuyucusunu malûmat sahibi yapmak ister. Onlara yabancısı
oldukları konularda, başka âlemlerden haber vermeye çalışan bir peygamber
gibidir. Türk okuyucusu henüz öğrendiği pek çok şeyi ondan öğrendiği için Ahmet
Mithat Efendi, HECE-İ EVEL (İlk Öğretmen) ’dir. Roman tekniği itibarıyla adeta bir MEDDAH gibidir.
Halk hikâyelerini Avrupaî teknikle birleştirerek modernize etmeğe çalışır. Asıl
maksadı Türk halkını okumağa alıştırmaktır. Onlara okuma zevkini
kazandırmaktır.
EMİN NİHAT BEY
ise, yedi hikâyeden meydana gelen MÜSAMERETNAME adlı eserini 1871 yılında neşreder.
Bu tesiri olmayan bir hamledir. O yıllarda AHMET MİTHAT EFENDİ’den sonra
mühim eser yazan şahsiyet ŞEMSETTİN SAMİ’dir. Şemsettin Sami’nin; asıl
ihtisası, LİSAN’dır. Hakiki mânâda dil âlimidir. Dil hakkındaki
görüşleri ve düşünceleri KAMUS-I TÜRKÎ adlı eseriyle Türk Diline
hizmet edenler arasında, her zaman minnet ile anılmaya layık birisidir.
1872’de Arnavutluk’tan İstanbul'a
geldiği sırada TEK romanı olan TAAŞŞUK- İ TALAT ü FlTNAT adlı
romanını yayınlar. Roman, bir aşk macerası etrafında dönmekle birlikte, DİLİ
YÖNÜNDEN ÖNEMLİ BİR ESERDİR.
I876
da NAMIK KEMAL’in İNTİBAH adlı romanı görülür. Namık Kemâl, Mağosa’da
sürgün bulunduğu sırada SON PİŞMANLIK adını verdimi romanını yazar; fakat
sansür heyeti romanın adını SERGÜZEŞT-İ ALİ BEY veya İNTİBAH
olarak değiştirirler.
Hiçbir hayat tecrübesi olmayan, mirasyedi
bir delikanlının macerasının anlatıldığı roman, AVRUPAÎ TARZDA YAZILMIŞ İLK
BÜYÜK ROMANDIR.
AHMET MİTHAT EFENDİ, ESERLERİNİ YAZARKEN
HALK KİTLESİNİ GÖZÖNÜNDE BULUNDURMUŞ, ONA GÖRE BİR USLÛP KULLANMIŞTIR. Namık
Kemâl’in eseri bu düşünceden uzaktır. Doğrudan, Avrupaî bir romanın
benzerini Türkçede meydana getirmek düşüncesiyle yazmıştır. Namık Kemal, romandan
tiyatro gibi bir fayda bekler. Okuyucuyu EĞLENDİRİRKEN EĞİTMEK GİBİ BİR
DÜŞÜNCESİ VARDIR.
Namık Kemal’in,
ikinci romanı olan CEZMİ’de Türk-İran
Savaşlarından bahseder. Bu Türkçedeki İLK,
TARİHÎ ROMANDIR. İNTİBAK ROMANI,
SOSYOLOJİK BİR ROMAN İSE, CEZMİ ROMANI da İDEOLOJİKTİR. CEZMİ’de İSLÂM BİRLİĞİ fikirleri
işlenmektedir. İntibah l876; Cezmi 1881
de basılmıştır.
Tanzimat Döneminin diğer
bir romancısı da SAMİ PAŞAZADE SEZAİ’dir. 1888 yılında neşrettiği,
SERGÜZEŞT adlı romanında, geçen asrın sonlarında, İSTANBUL’DA YAŞANAN
KONAK HAYATINI ve ESARET MESELESİNİ ANLATIR. Eser, ROMANTİZM’den REALİZM’e geçişte
bir köprü durumundadır.
RECAİZÂDE MAHMUT EKREM’İN 1889
da yayınlanan romanının adı ARABA SEVDASI’dır. Bu romanda geçen asrın
sonlarında İstanbul’da çokça tesadüf edilen alafranga batı karşısında
milli özelliklerini kaybetmiş, batılılaşmayı şekilde ve zübbelikte
arayan, hafifmeşrep hayat tarzını benim seyen insan tip ini, bütün
özellikleriyle tanıtmaya çalışır. Araba Sevdası 1889 da yazılmasına rağmen,
1898’da yayınlanır.
Bu yıllarda SERGÜZEŞT romanının
yayınlanması, BEŞİR FUAT’ın REALİZME dair yazı faaliyetleri,
Ahmet Mithat Efendi’nin MÜŞAHEDAT isimli, kitabı bize Tanzimat’ın son
dönemlerinde. REALİZM ‘in Türkiye’de kabul gördüğünü gösterir.
Servet-i Fünûn’dan
önce, bu mektebi hazırlayanlar arasında bulunan Nabizâde Nazım,
yazılarında hemen her şeyden bahseden bir eserdir. 1190 da neşrettiği KARABİBİK
ile 1895’te neşrettiği ZEHRA adlı eserleri, en önemli
eserleridir. Bu eserleriyle edebiyatımızda REALİST ve NATURALİST
cereyanların temsilcisi olmuştur.
KÖY
HAYATINI, BİZDE İLK DEFA, NABİZÂDE NAZIM: “Karabibik” ADLI ESERİNDE ELE
ALMIŞTIR.
Eserin en önemli özelliklerinden biri
mahallî dile itibar* etmiş olmasıdır. Eserde, ŞEHİRLİYE, KÖYLÜYÜ TANITMAK,
ONLARA YABANCISI OLDUKLARI ÂLEMİN KAPISINI AÇMAK, DÜŞÜNCESİ HAKİMDİR. Eserin
mukaddimesi Türk Edebiyatında REALİZMİN ve NATURALİZMİN İLK BEYANNAMESİ
KABULEDİLİR,
“ZEHRA” ROMANI ise,
edebiyatımızda psikolojik karakterli ilk eserlerdendir. Bu eserde, kıskançlık
teması işlenir. REALİZMİN ve NATURA- LİZMİN İLK TEMSİLCİSİDİR. (1895)
Tanzimat döneminin son romancısı MİZANCI
MEHMET MURAT BEY’dir. Romanı olan, TURFANDA mı YOKSA TURFA mı adlı
eserinde İSLÂM BİRLİĞİ FİKRİNİ işler. Aslen, DAĞISTANLI olan bu
zatın hayatı, Namık Kemal’inkine benzer. Kendi eseriyle CEZMİ arasında
fikrî bir paralelliğin olması gayet tabiidir.
Halit Ziya, Tanzimat’ı takip eden devrede
hikâye ve roman eserleri vermiştir. Dahili olduğu SERVET-İ FÜNÛN MEKTEBİNE DE
edebî sahada belirli bir olgunluğa eriştikten sonra girmiştir. NAZIMDA, TEVFİK
FİKRET; NESİRDE, HALIT ZİYA bu mektebin önde
gelen simaları olmuşlardır.
Halit Ziyâ, uslûpcu
bir yazardır. Parlak üslubunun yanında bir de hikâye etme kudreti vardır. Bu
kudret edebiyatımızda, roman ve hikâyenin yeni bir merhaleye ulaşmasına vesile
olmuştur.
Halit Ziya, Turk romanının bugün bile zirve
isimlerinden biridir. Türk edebiyatında roman yazarı kabiliyeti ile doğan ender
sanatçılardandır. Çocukluğunda Ahmet Mithat Efendi’yi okumuş, ayrıca
dedesine ve misâfirlerine devamlı hikâyeler okuması, okuma zevkinin gelişmesine
tesir eden önemli etkenlerden biridir.
HALİT ZAYA, İZMİR’de BİR
PAPAZ MEKTEBİNDE
TEK TÜRK ÖĞRENCİSİDİR. Geçen asrın sonlarında, İstanbul’da
ve İzmir’de o devrin yüksek sosyetesini meydana getiren bir devre
içerisinde yaşamıştır. OKUDUĞU MEKTEPDEN DOLAYI FRANSIZLARLA YAKIN BİR
MÜNASEBETİ VARDIR. Kendisi mektepte henüz öğrenci iken Fransızların
bütün klasiklerini okuduğunu, pek çoğunu da ezbere bildiğini söyler. Böylece Halit
Ziya’nın Ahmet Mithat Efendi ile başlayan okuma zevki, giderek Avrupa
Edebiyatını yakından tanıma ve zevkle takip etme derecesine ulaşır.
Geçen asrin sonlarında müspet ilimler
insanlığa çok şeyler vadetme durumundadır. Bu vaatlerin bizde de tesirleri
görülür. Okur yazar olan herkes, büyük ekseriyetle gençlik yıllarında fen
meseleleriyle uğraşır. Bu sebeple ilk yazılarını fennî meselelere sarf etmiştir.
Böylece onun evvelâ İlmî, bir şahsiyet olarak tanınmak istediğini de
söyleyebiliriz.
Halit Ziya’nın
romancılığının ilk devresi İzmir’de 1885 yılında çıkmağa başlayan HİZMET
GAZETESİ çerçevesinde geçer. Önce millî roman başlığı altında SEFİLE
adlı eseri bu gazetede
tefrika edilir.
Sansür, ahlâka mugayyir “muzır yayın”,
bu eserin kitap olarak basılmasına engel olur. Bu eseri NEMİDE adlı roman
takip eder. Bu sırada yazar on dokuz (19) yaşındadır. Birçok edebi faaliyetleri
birlikte yürütmektedir. ROMAN, HİKAYE, MENŞUR ŞIİR , FENNÎ YAZILAR
yazmaktadır. Batı Edebiyatından çeşitli
türde tercümeler yapmaktadır. NEMİDE’yi BİR ÖLÜNÜN DEFTERİ takip
eder. Halit Ziya’nın ÇOCUKLUK DEVRESİNDEN USTALIĞA GEÇİŞİNİN BİR
İFADESİ SAYILAN FERDİ VE ŞÜREKÂ’sı romanı da bu devrin mahsüllerindendir.
Ayrıca BİR MUHTIRANIN SON YAPRAKLARI, BİRI,
BİR İZDİVACIN TARİHİ MUAŞAKASI, BU MUYDU? ve HEYHAT adlı hikâyeler de bu
yıllarda yazılmıştır. Mensurelerı ise, daha sonra MEZARDAN SESLER ve MENSUR
ŞİİRLER adı ile toplanmıştır.
Bu yıllarda eriştiği kendine has uslûbüyla
henüz İzmir’de iken kabiliyetli ve yeniye açık gençleri bir araya
toplamakta ve teşvik etmekte büyük maharetler gösteren RECA-İ ZADE EKREM BEY’in
dikkatlerini üzerine çeker. EKREM BEY’in toplayıcı şahsiyeti SERVET-İ
FÜNÛN MECMUSI etrafında Tevfik Fikret’in, başkanlığı altında YENİLİKLERDE
şair ve yazarları bir araya getirirler.
Halit Ziya Serve t-i Fünûn’
da bir araya gelen yazarlardan biridir. I896 da Servet- i
Fünûn Mecmuası’nda
Halit Ziya’nın bir romanının tefrika edileceği duyurulur. Bu roman mali
bir silahtır. Halit
Ziya’nın
bu romanı edebî hayatının ikinci devresine rastlar. Bu eserle birlikte Türk romanı; yeni bir
merhaleye girer. MAİ ve SİYAH romanını İKDAM GAZETESİ’nde
neşrettiği hikâye kitapları olan SOLGUN DEMET ve BİR YAZIN TARİHÎ takip
eder.
Halit Ziya’nın
on verimli çağı olan bu devrin başka bir eseri de 1896’dan
itibaren tefrika edilmeğe bağlanan ÂŞK-I MEMNU’dur.
Bu romandan sonra, KIRIK HAYATLAR’ı
yazar. 1901 yılında Servet- i Fünûn Edebiyatı Topluluğu
dağılınca, Halit Ziya II.Meşrutiyet’in ilânı ile yazı hayatından
çekilir. Meşrutiyetin ilanından sonra her tarafa yazı yetiştirmeğe,
çalışır. SABAH GAZETESİ’nin baş yazarıdır. Aynı gazetede 1909 yılında NESL-I
AHİR romanını tefrika etmeğe başlar; fakat geçen zaman içinde zevkler de
değişmiştir. Bu sebeple NEŞL-İ AHİR
ROMANI ilgi görmeyince tefrika yarım kalır. Halit Ziya bu hadiseden
sonra büyük eser yazmamıştır.
Üniversitede ESTETİK ve BATI EDEBİYATI
DERSLERİ vermeğe başlar. Sultan, II. Abdülhamit’in tahttan indirilme
sinden sonra, padişah olan Sultan Mehmet Reşat’m Mabeyn Başkatipliğine
getirilir.
Halit Ziya,
ömrünün son yıllarını hatıralarını yazmakla geçirir. Başkatip oluncaya kadarki
hikâyelerini “KIRK YIL” adı ile kitaplaştırır. Hayatının bu devresinden sonraki hatıralarını
ise “SARAY ve ÖTESİ” adlı kitabında anlatmıştır.
S O N U Ç
Türk Edebiyatında da Tanzimat’tan
önce ROMAN yerini tutan daha yerli ve daha milllî eserler mevcuttur. Bu
eserler Tanzimat Romanından farklı olarak PEDAGOJİK BİR GÖREVİ de
YERİNE GETİRİRLERDİ. Bu eserler: DESTANLARIMIZ, OĞUZ NÂMELERİMİZ, DEDE
KORKUT HİKÂYELERİMİZDİR. ÂŞIK GARİP, KEREM İLE ASLI, FERHAT İLE ŞİRİN, KÖROĞLU
HİKÂYELERİMİZDİR. LEYLÂ VÜ MECNÛN, HÜSREV Ü ŞİRİN, HÜSN Ü AŞK gibi Mesnevilerimizdir.
Bizde Avrupaî tarzda ROMAN
çeviri yoluyla başlamıştır. İLK TERCÜME R0MAN, YUSUF KAMİL PAŞA’nm 1859 ‘da
FENELON’un TELEMAGUE adlı romanından yaptığı “TERCÜME İ
TELEMAK” çevirisidir. Aynı eser 1881 de AHMET VEFİK PAŞA
tarafından bir defa daha tercüme edilir.
1862’de
Şemsettin Sami, Victor HUGO’nun “LES
MİSARABLES” adlı romanını “HİKÂYE-İ MAGDURİN” adı ile çevirir. 1880’li
yıllarda, aynı eseri ŞEMSETTİN SAMİ, “SEFİLLER” adı ile çevirir. 1864’te
AHMET LÜTFİ ROBİNSON CROUSE’nin Arapça tercümesini Türkçeye
çevirir. 1871 de ALİ BEY,
VOLTAİRE’nin, “MİKROMEGAS” adlı eserini “HİKÂYE-İ MİKROMEGÂS”
adı ile tercüme eder. 1871’de TEODOR KASAB, ALEXSANDRE DUMAS PERE’
in MONT0 CRİSTO ile 1872’de “LESEGA” dan “TOPAL ŞEYTAN”
ı çevirir.
1870 de AHMET MİTHAT EFENDİ’nin KISSADAN
HİSSE, LETAİF-İ RİVAYET adlı eserleri görülür. 1873-1875 yıllarında Emin
Nihat Bey’in MÜSAMERET NÂMES’si, l875’te ŞEMSETTİN SAMİ’nin
TAAŞŞUK-I TALAT Ü FİTNAT, I876
da Namık Kemal’in İNTİBAH, 1881 de CEZMİ, 1872 de Recaizâde Mahmut EKREM’in
CHATE- AUBRİAND’dan ATALA
ile 1873 BERNANDİN de SAİNT PİERRE’nin PAUL ET VİRGİNE’si,
l888 de SAMİ PAŞAZADE SEZÂİ’nin SERGÜZEŞT, I889
da RECAİZÂDE MAHMUT EKREM’in ARABA SEVDASI, 1898’de
basılır.
1890 da Nabi Zade
Nazım’ın KARABİBİK ve 1895
de ZEHRA basılır. Tanzimat’ın son dönem romancısı; MİZANCI
MEHMET MURAT BEY’dir Romanı ise “TURFANDA mı yoksa TURFA mı”
dır. Konu olarak “İslâm Birliğini”
ele alır. I889
da Halit Ziya’nın NEMİDE adlı romanı ve HİKÂYE
adlı eserleri ile yayım hayatı devam eder.
KAYNAKLAR
1. Rüştü ERATA, Sachmalama Türkçe de
neymiş! Yapı Yayınları, İstanbul 2004
2. Prof Dr.Şükrü AKALIN, “Türkçenin Sorunları”, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu Başkanı
3. Abdullah Çağrı ELGÜN Türk Dili 1999 Kayseri Geçit Yayınları
4. Abdullah Çağrı ELGÜN,"Türk Dili”, (Genişletilmiş İkinci Baskı) Laçin Yayın Dağıtım, Kayseri 2001;
5. Abdullah Çağrı ELGÜN, "Edebî Sanatlar”, (Laçin Yayın Dağıtım, Kayseri 2000);
6. Prof Dr.Şükrü AKALIN, “Türkçenin
Sorunları”, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu Başkanı
7. Nihat Sami BANARLI, Türkçenin
Sırları,
8. Ali KARAMANOĞLU, Türk Dili Nereden
Nereye Gidiyor
9. Tahsin BANGUOĞLU, Türkçenin
Grameri,Ana Hatlarıyla Türk Grameri
10. Muharrem ERGİN, Türk Dili 1999,
ANKARA
11. İstikbal Ürünleri, marka ve
isimleri, 2007, KAYSERİ
12. Türkiye’de üretilen marka ve
isimler, 2007, KAYSERİ
13. Ülker Ürünleri, marka ve isimleri,
2007, KAYSERİ
14. Kayseri’de Levhalar ve Markalar,
2007, KAYSERİ
15. BANARLI,Nihat Sâmî, Resimli
Türk Edebiyatı Tarihi, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1971,İki cilt.
16.
GÜNGÖR, Şeyma, “Nihat Sâmî Banarlı” İslam Ansiklopedisi,c.5,
s.51-52
17.
KABAKLI, Ahmet, Türk Edebiyatı, Türkiye Yayınevi 1965,Üç
cilt.
18.
KOCATÜRK, Vasfi Mahir,Türk Edebiyatı Tarihi(Başlangıçtan
bugüne kadar Türk edebiyatının tarihi, tahlili ve tenkidi) Edebiyat Yayınevi
Ankara 1964.
19.
KÖPRÜLÜ,M. Fuad, Türk Edebiyatı Tarihi, Ötügen Neşriyat
20.
2.
Basım, 1980.
21.
LEVEND, Agâh Sırrı, Türk Edebiyatı Tarihi, Türk Tarih Kurumu
Basımevi,3.Baskı, Ankara 1988.
22.
ÖZÖN, Mustafa Nihat, Son Asır Türk Edebiyatı Tarihi, Maarif Matbaası,
1. Baskı, İstanbul 1941.
23.
TANPINAR, A. Hamdi, Ondokuzuncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi,
İstanbul Üniversitesi Yayınları,1942.
24.
TÜRK ANSİKLOPEDİSİ, Milli Eğitim Basımevi,21.cilt Ankara 1974,
25.
26.cilt
Ankara 1977, 30. Cilt Ankara 1981.
