21 Ekim 2015 Çarşamba

SİZİ BUGÜNLERE BEN GETİRDİM!.. Abdullah Çağrı ELGÜN

SİZİ BUGÜNLERE BEN GETİRDİM!..           
                                      Abdullah Çağrı ELGÜN
PARELEL YAPI
Olay MİT Müşteşarı Hakan FİDAN’ın ifade vermek üzere Cumhuriyet Savcılığına çağırılması ile başladı. Buradaki durum, şimdiye kadar pek netlik kazanmadı. Halbuki Hakan FİDAN’ın çağırılma sebebi: MİT terörist örgütler içerisinde yer alan ve terörist örgütlerin dörtte birini meydana getiren emniyetteki istihbarat mensupları, MİT tarafından bilinerek veya bilinmeyerek öldürülmekte idi. Emniyet mensupları teröristlerin içine yerleşmişti. Hakan FİDAN’dan bu durum sorulacaktı? Ne oluyor? Bunlar niçin yapılıyor denilecekti?..
Hükümet: “Hayır!.. Sen benim tayin ettiğim kamu görevlisini ifadeye çağıramazsın!..” dedi. Düğmeye bastı.
Bu PKK, PYD, KCK, DAEŞ, İŞİD’in işine geldi. O dönemde KCK’nın dörtte biri MİT’in elemanıysa, nasıl böyle operasyonlar yapılabiliyordu?..
Bunun üzerine hareket başladı ve Paralel bir yapı ortaya atıldı. Yeni bir yasa çıkarıldı; ve MİT Müsteşarı güvenceye alındı. MİT Müsteşarı Başbakandan başkasına hesap veremeyecekti. İktidarın her türlü gizli bilgilerini MİT biliyor, hatta dinliyor; fakat iktidarın yönlendirmesiyle hareket ediyordu.
Çok ciddi operasyonlar engelleniyor,  bir türlü yapılamıyordu. Çok başlılık da söz konusu olunca (Jandarma, Polis, MİT…) Bu uygulanan yanlışlardan biri olarak, operasyon yapacaksa Emniyet Jandarmaya haber veriyor. Emniyet ayrı, Jandarma ayrı, operasyonlar yapıyor ve bu çok başlılık karmaşa meydana getiriyor..
Operasyonlar başladı, nerede iktidarca paralel yapı olduğu sanılan ve bilinen paralel, paralelci, okul müdürleri, öğretmenler, yönetici, bürokrat, vali, emniyet müdürü, polis, asker, savcı, hakim, dershane, okul, ticarethane, fabrika, basın yayın televizyon …vb. ne varsa üzerine gidildi.
Paralelci olsun olmasın, aynı dönemde mezun oldukları için emniyet müdürleri mecburi emekliliğe sevk ediliyor. Hakim ve savcılar görevlerinden uzaklaştırılıyor. Polis okulları, Polis Akademileri kapatılıyor. Oradaki hocalar, ona bağlı aileler ve onların öğrencileri yakınları mağdur ediliyordu.
17-25 Aralık sonrası Devlette uzman, işinde tecrübeli bir yığın istihbaratçının görevlerinden alınmasıyla birlikte büyük bir boşluk doğmuş; hatta teröristler, kapkaççılar ve art niyetli çarpıcıların korkulu rüyası için elli (50) ilde kurulmuş olan ve aktif olarak çalışan “Yüz Tanıma Sistemi”  (YPS) uzmanları görevden alınmış olduklarından, bu cihazlar kullanılamaz hale gelerek iptal edilerek devre dışı kalıyordu.
Teröristler herkesin gözlerinin içine baka baka silahlandılar, ülkenin bütün illerini silah deposu ve patlayıcı deposu haline getirdiler.
Tabii dünyanın jandarmaları da Türkiye’yi yalnız bırakmıyor; bizim bu kaos ve çekişmelerimizden haddinden fazla yararlanıyorlar.
İŞİD hareketi, Amerika’nın Ortadoğu’ya geri dönmesinden ibaret bir senaryo olarak aktifleşiyor… Ortadoğu’da şiddet ABD işine gelir. Bunun en belirgin örneği daha dün ABD, Suriye’de en güçlü ittifakına 50 ton silah ve cephane boşaltıyor… Sonrası malum.
Ey, Halkım!  İtiraf Ediyorum:
Sizi Bugünlere Ben Getirdim!..
İTİRAF EDİYORUM!..
Irak’ta askerlerimizin kafasına Çuval Geçirilirken ben seyrettim.
Ülkemin Genel Kurmay Başkanını “Teröristtir” suçlaması ile hapse ben tıktım…
Süleyman Şah Türbesi’ni bulunduğu yerden Teröristlerin de yardımı ile Eşme’ye ben kaçırdım.
17-25 Aralık Yolsuzluk Olayları’ndan sonra elli (50) ilde kurduğumuz ve aktif olarak çalışan PYS (Yüz Tanıma Sistemi)ni ben devre dışı bıraktım.
 “Türk’üm!..” diye başlayan And’ınızı okullardan ben kaldırdım.
“Türklüğü”, “Milliyetçiliği” ayaklarımın altına ben aldım. 
Resmi yazışmalarda geçen "Türkiye Cumhuriyeti" yazısını ben kaldırmak istedim. Bu sebeple  "Türkiye Cumhuriyetine" sahiplenen (TC)cileri ben ürettim..
Türk Bayrağı’nın yetmiş beş (75)kez gönderden indirilmesi ben seyrettim.
Askerin moralini düzeltmek için yazılan:”Ne Mutlu Türk’üm Diyene!..”, “Vatan Size Minnettardır!..”, “Türk’üm Ne Mutlu Bana!..”sözlerini bulundukları zirvelerden ben kazıttım.
“Olso”, “İmralı”, “Kandil”, “Dolmabahçe Sarayı’nda” Teröristlere ben söz verdim. Sonra sözümden dönüp: “Dolmabahçe Mutabakatını Tanımıyorum!” diye ben haykırdım!..
Üç yıl hiç operasyon yapmayıp, “Çözüm Süreci” masalı anlatılırken, “Müdahale etmeme kararı alarak”  ülkenin silah deposu haline getirilmesini ben seyrettim.
Doğudakilerin “Özerklik” ilan etmesine kadar geçen sürede olanları seyrettim, ben ses çıkarmadım.
“Çözüm Süreci”ni bu ülkenin başına ben belâ ettim.
Kürt kardeşlerimizin, PKK ve HDP arasında sıkışıp, kan kusmasına ben izin verdim.
On üç (13) yıl sürdürdüğüm iktidarımda “kuruluş ilkesinden” ayrılıp koltuk ihtirasına ben kapıldım…
“400 Vekili verin bu iş huzur içinde çözülsün.” Sözünün söyleyeni benim. 
Meclisi çalıştırmayarak “Meclisi, yeniden seçime” ben zorladım.
Kan­dil, Ha­kurk, Ava­şin, Me­ti­na, Bas­yan ve Zap Kamp­la­rında  daha önceden PKK olduğunu bildiğim halde  teröristlere operasyon yapmayıp, opersyon yapmak için yedi yüz (700) kişinin şehit edilmesini  ben bekledim… 
Yan­lış po­li­ti­ka­lar yü­zün­den hortlattığım terörörü, şimdi ben susturmaya çalışıyorum. 
“O dağlar teröristlerden temizlenecek!..” Çok doğru! Cenazeler gelinceye kadar bekledim. Aklıma şimdi geldi…
 “Akil İnsanlar” adı ile bilinenOpera Turnuvasını” ben devreye soktum. 
2009 Habur’dan içeriye yüzlerce üniformalı teröristi ben buyur ettim; ve fakat, sonra Seyyar Çadır Mahkemesi kurup “Habur Sınır Kapısı”nda üniformalı çeteleri bayraklarla karşılayıp, affedip hepsini ben serbest bıraktım
Devleti temsi eden MİT Müsteşarı Hakan FİDAN’a toplantıda Apo’ya “Sayın Öcalan” diye ben söylettirdim.
Ey, Halkım!  İtiraf Ediyorum:
Sizi Bugünlere Ben Getirdim!..

2 Ekim 2015 Cuma

TEHLİKELİ OYUNLAR; Abdullah Çağrı ELGÜN

TEHLİKELİ OYUNLAR

                      Abdullah Çağrı ELGÜN
Hakkari Şemdinli ve Batman’da yola döşenen bombalar patlatılıyor. Şehitler ebediyete uğurlanıyor. Anneler babalar içten içe, akraba ve yakınlar uzaklardan yanıp yakılıyorlar. Kimi bu acı içerisinde PKK’ya kimi iktidara kimi de şahıslara yönelen suçlamalar ve yakınmalarda bulunuyor. Ölen de öldüren de bu ülke çocukları.  Seksen yedi günde yüz kırk, güvenlik görevlisi şehit edildi. Burada kazanan kim? Bu kişileri birbirleri ile vuruşturan bu ülke üzerinde oyun oynayan ve bu oyunun figüranları kimlerdir? Bilmek ve öğrenmek gerekir. Türkiye, hem içeriden hem de dışarıdan büyük bir tehlike içerisinde uçurumun kenarına doğru itilmek sürüklenmek istenmektedir…Dikkat!..
Karşımızda PKK’nin siyasi uzantısı HDP’nin meclise girmesiyle birlikte alel acele “Meclisi Çalıştırmama” kararı alan iktidar, “1 Kasımda 2015” te seçime gidiyor.  Seçim kararı alan iktidar, seçmenin özgür iradesinin sandığa tezahürünün bir eseri olarak ortaya çıkan ve mutlak derdini halka anlatması ve ne istediğini, ne istemediğini belirtmesi, kendini ifade etmesine fırsat vermişken tam tersi oluyor… İlle de tek parti olarak iktidara geleceğim diyen iktidar, bir zamanlar koyun koyuna olduğu, “Çözüm Süreci” adı ile bir çok ortamda (Olso, Kandil, Dolmabahçe Sarayı, İmralı) yan yana bulunmuştur. Kucak kucağa olduğu HDP ile çözüm üretmek için, “Akil İnsanlar Heyeti” ile de halkın görüş ve düşüncesi doğrultusunda hareket ettiği defalarca görülmüş, gazete ve televizyonlarda boy boy fotoğraflarını sağır sultanlar bile görmüş ve duymuştur… Ayrıca üç yıl boyunca Valilere, Emniyet Müdürlerine, Komutanlara: “Operasyon yapmayın emrini biz verdik. Operasyon yapmayın karakollardan ve kışlalardan çıkmayın, size saldırı olursa savunmada kalın. PKK’ya terörist demeyin. Bizim Sayın Öcalan ile görüşümüz ölçüşmektedir. Sayın Öcalan bizim ufkumuzu ve Türkiye’nin önünü açıyor.”
Denilerek teröristleri kimler neye heveslendirdi? PKK devletin yedide(7/1) birini ele geçirmiş durumda idi… Kimler bunların bu kadar silahları yurdumuzun il ve ilçelerine yığarak cephane deposu haline getirip, yolları mayınladıktan sonra asfaltlayanları seyrettirdi?.. Sonra yine kararlılık gösterdiğini söyleyerek operasyon başlatarak seksen yedi günde,  yüz kırk vatan evladının şehit olmasından sonra bırakıp gitmeleri, istifa etmeleri gerekenler: “Biz hata yaptık. Biz yanıldık.” Diyorlar. Silahların tamamen bırakılması ve üzerine beton dökülmesini istiyorlar… Bu olaylar Avrupa’da veya Japoya’da olsaydı derhal istifa edilir veya harakiri yaparak kendi canına kıyarlardı… Bizde !?..
Bugün şimdi, ne istediklerini halkın gözü önünde Meclis Kürsülerindeki konuşmalarından da rahatlıkla öğrenebileceğimizi düşündüğümüz  HDP’nin, Meclis’te kendini anlatmasına ve kendini ifade etmesine müsaade edilmiyor. Hatta bu yeni yapılacak seçim ile de HDP’nin barajın altına itilerek meclise girişinin engellenmek istenmesinin sebebi nedir?
HDP’yi Meclise taşıyan kim, kimlerdi?.. Şimdi neden mecliste kendini ifade etmesine fırsat verilmiyor? Bu çok düşündürücü bir durumdur!
Bugün tek parti olarak dört yüz millet vekili almak için seçime giderken, çok titizce ve en ince ayrıntılarla yapılmış seçim oylarının bölgelerdeki dağılım oranlarına bakılıyor. HDP, MHP ve CHP seçmenlerinin durumları gözden geçiriliyor. Tek başına iktidara çıkış, ince ayarlarla dizayn ediliyor. Niçin tek başına? Kimden niçin korkuluyor? Koalisyon olursa ne olur veya başka partiler iktidarı kazanırsa ne olur?!. Hepsi bu ülkenin çocukları hepsi bu ülkemizin partileri değiller mi?.. Neyi, kimden, ve ne için, almak isteniyor?.. Diğerlerine niçin bu kadar tahammülsüzlük?.. Gazetelerde yazı yazan  “Ahmet HAKAN” yazarlar önce tehdit ediliyor, sonra evinin önünde kemikleri kırılıyor. Ya tek başına iktidara gelinemezse, düşünülmesi bile iktidarı tedirgin ediyor…
Bunun için de seçim sandıklarının taşınılmasını isteyerek oy veren vatandaşların sandıktan uzaklaştırılması, veya  oy verme oranının düşürülerek HDP’ye gidecek oylara engel olunması mı hedefleniyor?.. Bunun için Karadeniz bölgesinde MHP’nin yok edilmesi, Doğu Anadolu bölgesinde de HDP’nin boynunun kırılması ve tarihe gömülmesi hedefleniyor.
Bu seçim için de sayın Cumhurbaşkanının çeşitli vesilelerle  (Muhtarları toplayarak, Bakanlıkların açılışlarına katılarak, Cumhurbaşkanlığı Sarayında verdiği yemeklerle…vb.) seçim için sahaya inmiş olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.
Tehlikeli oyunlar devam ediyor. 
Yetkililer sorumlulukları üzerinden atmak, aklanmak ve suçsuzluğunu ispatlamak için birbirlerinin üzerine suç atmağa başlarsa, millet evlatları birbirine düşer. Allah bizi birbirimiz ile uğraşmaktan, kavgalı olmaktan, ve suçlamaktan korusun… Böyle gidecek olursa, daha da ileri giderek valiler, emniyet müdürleri, vekiller birbirine düşman olur.  Bu ise bize fayda değil zarar getirir. 
DIŞARIYA KULAK KABARTIRKEN
Ülkemiz sınırları içerisinde bunlar cereyan ederken, yanı komşumuz Irak parçalanmış, Suriye  birkaç parçaya bölünmek isteniyor. Ülkemiz üzerinde gözü olan ve siyaseti geçmişten bu yana sıcak denizlere inmek ve boğazları ele geçirmek olan Rus ideolojisi de kulaklarımızın dibine dayanmıştır. Gürcistan’ın bir kısım topraklarını işgal eden Rusya, Bugün bizde olması gereken Kırım’ı ince bir siyaset ile elimizden almış, ayak sesleri kulağımızın dibindedir. 
SICAK DENİZLERDE GEMİLERİNİ YÜZDÜRMEKTEDİR. BUGÜN BU HALİYLE YÜZ YILLIK HAYALİNİ GERÇEKLEŞTİRMİŞTİR. 
Hava sahamızı ihlal etmekte tepemizde dolaşmakta deneme uçuşları yapmaktadır. Boğazlara dayanmasına ramak kalmıştır. Suriye’de Eset’i güçlendirmek ve ayakta tutmak ve güçlü kılmak için Özgür Suriye ordusunun kontrolündeki yerleri vuruyor; fakat İŞİD’i vurduğunu beyan ediyor!.. Dostlarımızn yurdu yuvası yağmalanıp yerle bir edilirken gıkımız çıkmamaktadır? Bize ne oldu? Biz bu hale nasıl geldik?.. Düşünelim ve yeniden BİR ve BERABER OLMANIN YOLARINI BULALIM. 
Aksi halde çok geç olabilir...
Enerji konusunda “Gaz” konusunda tamamen Rusya’ya bağımlı olmamız da ayrı bir riski beraberinde getirmektedir. İran ile görüşmelerini artırarak  devam ediyor. Amerika üstler kuruyor.  Karadeniz üstünde, uçak gemileri, füzeler, uçak savarlar…vb. müthiş bir silah yığınağı var..
Almanlar ise Rusya ile kol kola olması sebebiyle Amerika’nın hedefindedir. Wolsvagen şirketine yaptığı kıskaç ile başlatığı ekokomik sıkıştırma devam ediyor.  Ukrayna ayrı bir tehlike ile bize uyarılar veriyor. Türkiye’nin silahlı güçlerini gözden geçirilmesi, savunma sanayinin üzerinde daha fazla durulması ve giderek deniz, hava ve kara kuvvetleri gücünü en üst düzeye çıkarmak, çıkarlarımız ve güvenliğimiz için bir mecburiyettir. Yetkililer içeriye ve dışarıya kulak tıkarken ülkemizde ve dünyada neler oluyor, neler olacak, analiz etmek ve dikkatli olmak durumundayız?
Bugün gelinen noktada, hükümet, yapılan hataların sorumluluklarını kamu görevlilerinin üstüne yıkmağa, Valiyi, askeri ve polisi bu işte sorumlu tutmağa çalışmakta ve herkes görevinin gereğini yapmalıydı demeğe getiriyor.
Bu kişileri birbirleri ile vuruşturan bu ülke üzerinde oyun oynayan ve bu oyunun figüranları kimlerdir? Bilmek ve öğrenmek gerekir. Türkiye, hem içeriden hem de dışarıdan büyük bir tehlike içerisinde, uçurumun kenarına doğru itilmek sürüklenmek istenmektedir…Dikkat!.. 
Ankara/Çarşamba, 30 Eylül 2015

9 Eylül 2015 Çarşamba

BİZİ BUGÜNLERE KİMLER GETİRDİ?.. Abdullah Çağrı ELGÜN

BİZİ BUGÜNLERE KİMLER GETİRDİ?  
                                       Abdullah Çağrı ELGÜN 
            1982’den bu güne en kanlı katliam, Dağlıca’da yapılan ve çatışmadır. 7 Haziran’dan bugüne 113 şehit verildi. Biz, bu güne nasıl geldik? Bizi, bugünlere kimler getirdi?
            Bugüne kadar seksen bin(80.000) silahın toplandığını, dört yüz ton patlayıcının bulunduğunu basın yayın organlarından öğreniyoruz. Bu ülkeyi kim silah deposu haline getirdi?.. 
Bugüne nasıl geldik, bugüne kadar “iktidarı”, CHP, MHP veya HDP yürütmedi ki onlardan hesap sorulsun… Bugün iktidarda kim var? Savcılarımız, ülkeyi sorumsuzca yönetenlerden ve ülkeyi silah deposu, patlayıcı madde deposu haline getiren, ve bu silahlanmayı durduramayan kim varsa, bu konuda yetkili ve sorumlular kim ise bunlardan hiç kimse hesap sormayacak mı?..
“PKK’ya karşı “Görevsizlik Kararı”, Görev Yapmama, Görevi İhmal, Edenler varsa haklarında idari ve adli soruşturma başlatılmalıdır. Taha AKYOL”
            Biz halk, vatandaş, Türkiye Cumhuriyeti Savcıları, Hakimleri, Yetkilileri: “Bu Tahrip olan ülkenin Fabrikalarının, İçindeki insanlarla birlikte yakılan okulların, Camilerin, kundaklanan barajların, yakılarak tahrip edilen iş makinelerinin, yol keserek halkı yolcu taşıyan otobüslerden  indirerek kurşuna dizilenlerin; ve otobüsleri yakılanların, askere gitmiş ve görev sırasında asfaltın altına döşenerek geçişleri esnasında patlatılarak Şehit edilen vatan evlatlarının, ensesinden kurşunlanan, elleri kolları arkadan bağlanarak şehit edilen emniyet mensuplarının, hesabını on dört yıldır ülkeyi yöneten ve bir çok gelişmeye imza atmış; ve fakat son dört yıla gelindiğinde iktidar ihtirasına yenik düşmüş, “hata yaptık diye açık açık itiraf edenler bir yana” hata üzerine hata yapan CHP, MHP, HDP’den mi soracağız?...
            Bu yanlış işlerin sorumluları:258+132+80+80=550  Millet Vekili veren halktan mı soracağız?  
Halka: Ben sana ve senin seçimine inanmıyorum. Sana güvenmiyorum. Sen yanlış yaptın. Bana niçin bu kadar az verdin? Hepsini hepsini istiyorum. Bu adalet değil! Olmaz!.. Ben buna razı olamam. Tekrar seçim istiyorum!..” diyenler mi verecekler?
Adaletin, Hak’kın olmadığı yerde kaos ve kargaşa vardır. Seçim ile gelenler seçim ile gitmelidir. Ülkenin yarısı ayaktadır. Meydanlara inmiştir. Sağduyuya sabra ve akla ihtiyaç vardır. Bunu kim tesisi edecek.
Dokuz, on televizyon ve yirmiye yakın gazete ile devletin değil; ama hiç susmadan allandırıp ballandırarak ve aynı şeyleri defalarca tekrarlayarak hükümetin propagandası yapılıyor. Halk doğru nedir yanlış nedir kavrayamadan algı yanılgısına kapılıyor. Halkın üstünden elini çekmeyenler ülkenin kaosa girdiğini göremiyor mu? Yetmiyor. Muhalefetin her şeyi  kötüleniyor. Bizi bugünlere bütün imkan ve yetkileri elinde bulunduran: CHP, MHP, HDP mi getirdi? Eğer öyleyse Devletin savcıları, hakimleri, niçin harekete geçmiyorlar, hesap sormuyorlar?..
            AKP Gençlik Kolları Eski  Başkanı ve İstanbul Millet Vekili: Abdüllatif BOYNUKALIN: “1 Kasım seçimlerinin sonucu ne çıkarsa çıksın, seni başkan yapacağız!.. Biz başkan yaptıktan sonra onlar da defolup gidecekler!..” Bu sözler bir zamanların sn.Erbakan’ını hatırlatıyor: “Kanlı mı olacak kansız mı?..” demişti…
Bu nedametli coğrafya’da hayat serüvenimiz giderek gelecek büyük tehlikeleri işaret ediyor.
Abdülhamit Han’ı katledenler kırk yıl geçtikten sonra yargılanıp hapse atıldılar. Adaletsizlik yapanların adaletin pençesinden kurtulmaları er veya geç hiçbir vakitte  mümkün olmamıştır, bugün dahi olmaz. “Yer yarılır, adam çıkar, bir gün “adaleti” herkesten sorar… ”
Bütün bunların niçin, neden yapıldığını, ne duymak ne de bilmek istemiyorum…
Kafam öylesine allak bullak, karman karışık…
“İstikrar” “istikrar” derken “istikrarın” ayarı ile oynayıp onu dizayn eden eli kana bulaşmışlar var… Ekonomi çökmüş, işsizlik katlanarak artmış, yabancı yatırımcılar kaçmış, içerideki bazı holding, medya kuruluşları ve fabrikalara anlamsız cezalar yağarken, sn. Erdoğan’ın ilk iktidarında söylediği insanın içine ferahlık veren şu sözlerini hatırlıyoruz: “Dicle’nin kenarında kurdun kaptığı bir koyun, bizim sorumluluğumuzdadır… “Bu adamın ayakları öpülürdü… Şimdi ne oldu?..
17 Mart 2015 Dolmabahçe toplantısı sözüne: “Benim haberim yok!” diyen sn. Erdoğan’a, Selâhaddin DEMİRTAŞ: “Seni başkan yaptırmayacağız!..” demesiyle ipler koptu…
            Bu kadar fevaranın niçin olduğuna bakalım. Hesap vermek durumunda olanların en korktuğu şey hesap veremeyecek kadar korkuyor ve batakta olmalarından kaynaklanmaktadır.  Hiçbir zaman bu sorumluluktan kurtulamayacaklarını biliyorlar.
Ne kadar zaman geçmiş olursa olsun, eninde sonunda kirliliğe bulaşmış bütün herkes, yandaş, yakın ve akrabaların dahi yargılanacaklarını görüyorlar.
Yüce Divana gideceklerini biliyorlar. Korkuyorlar ve hata üzerine hata yapıyorlar…

            EY, HALKIM! SİZİ BUGÜNLERE BEN GETİRDİM!..

             “Türk’üm!..” diye başlayan andımızı okullardan ben kaldırdım.
“Türklüğü”, “Milliyetçiliği” ayaklarımın altına ben aldım. 
Türk bayrağının 69 kez gönderden indirilmesi zaafını ben gösterdim.
2011’de PKK ile Olsa’da pazarlığa ben oturdum, onlara ben taviz verdim,
Üç yıl hiç operasyon yapmayarak “Çözüm Süresi” masalı anlatılırken, ülkenin silah deposu haline gelmesine ben kayıtsız kaldım.
Doğudaki illerin “Özerklik” ilan etmesine ben ses çıkarmadım.
“Çözüm Süreci”ni bu ülkenin başına ben belâ ettim.
Kürt kardeşlerimizin, PKK ve HDP arasında sıkışıp, kan kusmasına ben izin verdim.
On iki yıl sürdürdüğüm “kuruluş ilkesinden” ayrılıp koltuk ihtirasına ben kapıldım…
“400 Vekili verin bu iş huzur içinde çözülsün.” Sözünün söyleyeni benim. 
Meclisi çalıştırmayarak “Meclisi, yeniden seçime” ben zorladım.
Kan­dil, Ha­kurk, Ava­şin, Me­ti­na, Bas­yan ve Zap kamp­la­rında PKK olduğunu bildiğim halde   daha önce operasyon yapmayıp, opersyon yapmak için 114 kişinin ölmesini  ben bekledim…  
Yan­lış po­li­ti­ka­lar yü­zün­den hortlattığım terörörü, şimdi ben susturmaya çalışıyorum.  
“O dağlar teröristlerden temizlenecek!..” Çok doğru!Cenazeler gelinceye kadar bekledim. Aklıma şimdi geldi…
 “Akil İnsanlar” adı ile bilinen opera turnuvasını ben devreye soktum. 
2009 Habur’dan içeriye yüzlerce üniformalı teröristi ben buyurettim; ve  fakat, sonra “Seyyar Çadır Mahkemesi kurup “Habur Sınır Kapısı”nda üniformalı çeteleri bayraklarla karşılayıp, affedip hepsini ben serbest bıraktım…
Devleti temsi eden MİT Müsteşarı Hakan FİDAN’a toplantıda Apo’ya “Sayın Öcalan” diye ben söylettirdim.
            Ey halkım! Sizi bugünlere ben getirdim!..
Bizi bugünlere kimler getirmiş?!.
(Ankara, Çarşamba, 9 Eylül 2015)

30 Temmuz 2015 Perşembe

MHP, BU İŞİ DAHA İYİ YAPAR; Abdullah Çağrı ELGÜN

MHP BU İŞİ DAHA İYİ YAPAR
                                       Abdullah Çağrı ELGÜN
PKK’nın silahlı döneminin kapanması ve PKK, HDP’nin Türkiyelileşmesi, bin yıllık kardeşliğin yeniden pekişmesi; ancak MHP’nin iktidarında mümkün olabilir.
Bugün itibari ile AKP’nin sunnî projesi “Çözüm Süreci” fiilen sona ermiştir. Bunun sebebi HDP’nin seksen (80) milletvekili ile meclise girmiş olmasıdır. Eğer HDP meclise giremeyip, AKP tek başına iktidar olsa idi. Çözüm Süreci sunî proje “Çözüm Süreci” devam edecek, vatandaş yine vurulacak, halkın çocukları ölecek; fakat AKP iktidarı bu çözümü, (ç ö z m e ğ e !) devam ederek iktidarda kalacaktı…
Bugün tek başına iktidarı kaybeden AKP’nin, PKK ve HDP’ye savaş açmasının sebebi Kürtler’in tekrar oyunu alabilmek arzusunun bir ürünü mü, yoksa izlenilen politikaların başarıya ulaşamadığını görerek, hatadan dönmenin daha çok hata yapmaktan yeğ olduğunun, görülmesi sonucu mudur? Bugün yetkililerinin açıkça ilan edilmesinden belli olmuştur ki:  “Arınç: Politikamız yanlıştı, CHP ve MHP bizi uyarmıştı, dinlemedik. Biz yanlış yaptık.” diyerek itirafta bulundu.
Bu itiraf sonrasında iktidar, on üç(13) yıllık iktidarında birçok yanlışlar yaparak, masum vatandaşlarımızın ölümüne sebep olan, olay ve durumlardan sorumludur. İktidar, bir saniye dahi beklemeden, derhal istifa etmeli ve mecliste muhalefet görevine dönmelidir. Muhalefetin de gereksiz söz ve eylemleri bırakıp bekleyen sorunları gidermek, ülkede kangren olmuş hataları düzelmek için görevi derhal devralmalıdır. Aksi halde akacak kanın hesabını kimseye veremez. Muhalefet liderleri, tarih önündeki sorumluluktan, vebalden kendilerini kurtaramazlar.
2011-2014, Diyarbakır’da Dolmabahçe’de, Olso’da yaptığı MUTABAKAT, terör örgütlerine dokunulmazlık, tavizler terör örgütlerinin sırtlarının sıvazlanması ile palazlandırılan, büyütülen, silahlandırılan ve eğitilerek, özgürce yapılanmaları ve bunun sonucunda yaptıkları eylemler, iktidarın sorumluluğundadır… Suruç sonrası ortalık birden karıştı. Bu öldürülenleri, üzerine atılan örgütler kabul etmiyor. Biz öldürmedik diyorlar. Bunları kim öldürüyor? On üç yıldır  “Çözüm Süreci” çözülememiştir. Konu içinden çıkılamayan, kangren haline gelmiş bir yara durumuna dönüşmüştür. Halkımızı en iyi şekilde yöneteceğini söyleyen ve iddia eden iktidar, milletin dertlerine çare olmaktan ötedir. Birbiri ile sadece egoları sebebiyle uğraşan, kişiler, vatandaşları ile husumetli; komşuları ile küskün ve dövüşen, çatışmalı, elçilik dahi açamadığımız durumuna kadar getirmiştir...

Yetmemiş, teröristler bu süreçte tam anlamı ile organize olmuş ve hükümet, PKK, DEAŞ, HDP, KCK; PYD; İŞİD denilen belalar ile uğraşır; Kürt sorununu çözmek ister iken, Valiliklere gönderilen genelgede güvenlik güçlerinin operasyon yapmama talimatı verilmiş; Böylelikle: PKK askere alma şubeleri açabiliyor, şehirlerde vergi kontrolleri yapabilecek güce erişmiş; halktan vergi toplayan ikinci bir devlet durumuna gelmiştir. 17-18 yaşlarındaki çocuklar şehirlerde, ilçelerde sokaklarda yerleşip evlerde organize olmuşlar, eylem için, hazır kuvvet beklemektedirler. Haydi denildiğinde, hurra elleri silahlı, yüzleri maskeli her tür suç aletiyle sokaklara çıkıyorlar, eylem yapıyorlar ve  sokakları ateşe verebiliyorlar. Bu şekilde güçlenen örgütler: Diyarbakır, Bingol, Hakkari, Muş…vb. bir çok vilayetlerde yol kesebiliyor, insanlarımızı infaz ediyor, kaçırıyor ..vb. korkusuz ve cüretkâr hale getirilmiş…Hatta devletin yapacağı operasyonlarda kalkan jetlerimize taziz ateşi acıyor, daha jetlerimiz yerinden  kalkmadan Kandil’e haber uçuyor halde ise bunun sorumluluğu, bugüne kadar bunları güçlendiren bu tavizi verenler değil midir?..
29 Eylül’de Peşmergeler’in İŞİD’e saldırısı için Türkiye topraklarından geçmesine izin verdiğini gazeteler yazdı. Terör örgütleri dün de vardı, bugün de vardır. Terör örgütlerinin hangisi olursa olsun tamamen yok edilmesi gerekir, gerekmektedir.  Hükümet’e ne oldu ki on üç yıldır sarmaş dolaş olduğu “çözüm süreci” politikaları ile sevgi, hoşgörü ve sonsuz sabır göstererek palazlandırdığı, silahlanmasına bel bel bakıp valiliklere gönderilen genelgelerle “operasyon yapmama kararı” ile seyrettiği terör örgütlerine, hiçbir müdahalede bulunmamış, silahlı gücü ile taarruz etmemiş; ve ettirmemiştir.  PKK, DAEŞ, İŞİD, PYD, KCK örgütlerin Türkiye Cumhuriyeti Kaymakamını dağa kaldırmasına ses çıkarmamış,  ordunun kışlasına kadar girerek bayrak indirenlere müdahale etmemiş: “Diyarbakır toplantısı 2014 yılında: PKK, terör örgütü değildir. Hükümetimiz kararı gereğince; yapılan eylemlere daha müsamahakâr, yaklaşılması ve müdahale edilmemesi kararı aldık. Beşir ATALAY”  demesi, gelinen sonuçların delilidir?.. Muhalefet bu deliller karşısında ne yapar?..
Kısaca hükümet belki iyi niyetiyle; fakat gereksiz olarak, terör örgütlerinin sırtlarının sıvazlanması sonucunda bu hale getirip birçok insanımızın boşu boşuna ölmesi sonrasında, bugün rota değiştirerek yeni bir yola girmiştir…
Hükümetin, hem seçimi kaybetmiş olması sebebiyle hem de yapılan yanlış işler sebebiyle istifa ederek, derhal iktidardan çekilmesi gerekirken, hâlâ zafer kazanmış bir komutan edasında, iktidar koltuklarına yapışmış ve bırakmamaktadır. Seçim bitmiş hükümet iktidarını kaybetmiştir. Geçici bir hükümet kurulduktan sonra koalisyon görüşmeleri yapılabilir. Mevcut icraatları, yeni yapılacak ekibe devretmesi gereken hükümet, yeni kadrolaşma ile makam ve mevkilere çok miktarda atama yapabilmekte, iktidarı kaybetmiş olmasına rağmen, kadrolaşma ve yapılanmasını yıkılmayacak, sökülmeyecek derecede kendini yenilemektedir… Muhalefetin bu konuda tek sözü olmadığı gibi, birbirleri ile uğraşmakla vakit kaybetmektedirler. Hükümeti kurma süreci çoktan aşılmış, görev gerekli diğer partilere devredilememiştir.

Bugün önümüzde iyi ve güzel fırsatlar mevcut olup bu fırsatı çok iyi kullanmak ve HDP ve tarafların bu ülkenin vekilleri olduklarını asla unutmadan hassasiyet ile konuya yaklaşmaları, HDP’nin gereksiz istek ve düşüncelerinden feragat etmeleri gerekli ve elzemdir…
Her türdeki problem Mecliste çözülür. Hayvanlar koklaşarak, kuşlar ötüşerek, insanlar konuşarak anlaşırlar. Hangi konu çözülecek ise Meclise gelecektir. Parti kapatarak, siyasilerin hür ve serbestçe konuşmalarına imkan tanımadan, hangi konu olursa olsun, problemi çözülemez. HDP fikirlerini açıkça ifade edebilmek ve düşüncelerini hem taraftarlarına hem de halka duyurabilmek için Mecliste kalmalı; ve hatta MHP derhal ve vakit kaybetmeden, CHP’nin desteğini de alarak inisiyatifi ele almalı, Başbakanlığı üstlenmelidir… Geçmişte Ülkü Ocaklarının Kürt kardeşlerimiz ile ilgili plan ve projeleri olmuştu. Bugün de olacaktır. MHP Kürt problemlerine eğilmeli, Meclise kadar gelmiş ve kangren olmuş yarayı masaya yatırmalı, uru çıkarıp almalıdır. Bunu ancak ve hiç şüphesiz MHP yapar.  Aksi halde kendi egolarını tatmin için milletin canına, kanına el uzatmış ve egosu için her türde hileyi, düzeni, riski göze alabilmiş, ihtiraslı, hatta, haris inisiyatif sahiplerinin elinde bu halkın durumu ve halinin nice olacağını kimlerin nasıl öleceğini tahmin etmek dahi düşünmek istemezsiniz…
Bugün bir dönem silahları susturan AKP, şimdi silahları konuşturarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gücünü mü gösteriyor? Halktan oy mu elde etmek istiyor?.. Şuan ortalığı karıştıranlar kim? Kontrol dışında bir mekanizma mı var? İçeride ve dışarıdaki düşmanların uyuyan mihrakları bu süreçte uyandırıldı mı?.. Son gelinen noktada eski hataların düzeldiğine dair bir işaret görülebiliyor mu? Boş dağları vurmak, yerine bizi içeriden vuranların evleri, sığındıkları hücreleri, televizyon başında oturarak olanları seyredip kıs kıs gülenlerin yakalanması, hepsinden önemli değil midir? Olayları yapan eli kanlı katillerin yakalandığına dair hâlâ hiçbir haber gelmemektedir. Bugün de yapılmaya devam edilen bu hataları, siyasiler ve bütün bir millet olarak kabul edecek, masum vatandaşın kanının akmasını gözleri yaşlı seyir mi edeceğiz?
Bu güne kadar kangren olmuş, ve uzamış uzamasından nemalanan, kendilerine bu durumu menfaat aracı olarak kullanan kişi ve gruplardan da er veya geç hesap sorulmalıdır, sorulacaktır… Terörü, kökten çözmenin yolu, tarafların ve veya onun temsilciliğini yapanların yan yana gelip konuşmalarından geçer. Bu yer de Meclistir.
HDP’nin basın tarafından iddia edildiği gibi Meclise şaibeli girişi söylentileri dolaşmış olsa bile Mecliste yemin eden bu vekiller ile konuşularak ne istenildiği halkın gözleri önünde öğrenilmeli, Diğer partilerce de makul olabilecek görüş ve düşünceler derhal uygulamaya geçirilmeli, haksız ve usulsüz istek ve talepler var ise konu Yüce Divana taşınmalı, teklif edenlerin dokunulmazlıkları kaldırılarak vekillikleri düşürülmeli ve gerekli ceza ne ise derhal verilmelidir.   
Burada çözüm olmaz ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti çok güçlüdür… Hiç şüpheniz olmasın gereğini yapar. PKK, HDP’nin Türkiyelileşmesi, dağdakilerin düze inmesi,silahların tamamen bırakılması, bin yıllık kardeşliğin yeniden pekişmesi; ancak MHP’nin iktidarında mümkün olabilecektir.
HDP’NİN AKLINI BAŞINA ALMASI ŞARTTIR
HDP, PKK’nın siyasal temsilcisi olarak Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Meclisindedir.  Siz ey aklını peynir ekmekle yemiş kardeşlerim! “Siz hiç akıl etmeyecek misiniz? Siz hiç düşünmeyecek misiniz?” Mecliste yemin töreni esnasında söylenen İstiklâl Marşı’nda ayağa kalkmayarak çok büyük bir saygısızlık gösterdiniz. Yetmedi kendinizi haklı çıkarma peşine düştünüz. Keşke hiç yapmasaydınız bu edepsizliği… Bu edepsizliği, ne Alman ne İngiliz ne Rus ne de Yunan yapıyor, siz niçin yapıyorsunuz?..
Ey HDP, Türkiye Cumhuriyeti milletinin Vekilisiniz. Başbakan Yardımcısı, Başbakan, Cumhurbaşkanı da oldunuz… Yani Türkiye bizim. Birlikteyiz, biz idare ediyoruz. Vatanın her karış toprağında gidemediğiniz, ticaret yapamadığınız, ibadet yapamadığınız bir karış yer var mı?.. (Var diyenin alnını karışlarım.) Öyleyse bu gereksiz istekler, bizi nereye götürecek? Düşünmeye davet ediyorum. Ölen kim? Öldüren kim? Ağlayanlar kim? Kim ne istiyor, kim ne alıyor?.. Yanlış yönde kürek çekenler, akıntının suyunda boğulurlar.
1997’de, 28 Şubat Süresince Özel Harekat dağıtıldı. DHKP derin devletin elinin olduğu bir örgüt görünümünde. Dün. ABD, bir dönem: “PKK için bizim Türkiye içindeki ordumuzdur.” diyor iken, bugün PKK için: “PKK bir terör örgütüdür.”diyor.  PKK, yaptığı müdahaleler ile HDP’nin külhanbeyliğini tamamen bitirmiştir.

Bugüne gelinen noktada AKP PKK’yı terör örgütü ilan ederek gerekeni yapmaktadır; fakat niçin ve hangi sebep ile politika değiştirmiştir ve hâlâ bu politikada bile ne derece ısrarlı, kararlı ve  bir denge kuramadığı söylemler ve basına yansıyanlardan anlaşılmaktadır. Bu politika da  “çözüm ile ilgili olarak” gel git durumundadır.
MHP iktidarı olursa İŞİD, PKK, DAEŞ, PYD, KCK…vb. örgüt ve grupların dünyanın en büyük ordularının karşısında ne gibi bir hükmü olabilir ki?!.. Yeter ki hükümet kararlılığını gösterip sağlam durabilsin. AKP yoldaki işaretleri görmeğe başlamış mıdır, buna inanmak isteriz. Trafik ışıklarının aydınlattığı yoldaki hedef bellidir. 
Milletin BİRLİK BERABERLİK ve HUZURA İHTİYACI VARDIR…
Kürt kardeşlerimiz ne istiyorlar, çok iyi tespit etmeli ve makul isteklerinin dışındaki istekler konusunda çok dikkatli olmalıdırlar. Türkiye’den bir toprak talebinin kendilerine ne büyük bir zarar verebileceklerini çok iyi düşünmeli ve torunlarının geleceğini tehlikeye, riske ve ateşe atmamalıdırlar…
Kürtler’in, Türkler’den  başka dostu ve kardeşi yoktur. Ne ABD ne İngiltere ne Israil ve Almanya onların dostu olamaz. Deniyorsa ahmaklık olur…Bugün tecrübeyle sabit olmuştur…
Meclis’teki konuşmalar ile bir çözüm olmaz ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti çok güçlüdür… Hiç şüpheniz olmasın gereğini yapar. PKK, HDP’nin Türkiyelileşmesi, bin yıllık kardeşliğin yeniden pekişmesi; dağdakilerin düze inmesi ve silahların bırakılması; ancak MHP’nin iktidarında mümkün olabilecektir.
SONUÇ OLARAK:
On üç yıldır iktidarda olan hükümet; CHP ve MHP’nin uyarılarına rağmen; yanlış politika uyguladıkları ülkenin bu duruma geldiğini, Türkiye Cumhuriyeti Meclisinde Vekillerin ve Halkın gözleri önünde itiraf etti.
Şimdi bu PKK, İŞİD, PYD; KCK; DEAŞ, Terör örgütleridir. Bunlar Türkiye’ye savaş başlatsa ne yazar, başlatmasa ne yazar? Türk ordusunun ezici gücü karşısında bunların veya başkalarının ne hükmü olabilir?
Türkiye’nin gösterdiği sonsuz hoşgörü, sonsuz sevgi ve sonsuz sabrını deneyenler kendilerine tanınan bu fırsatı farklı yönde kullanırlarsa çok üzülürler…
ABD’nin, Suriye’de İncirlik üssü gibi bir üst kurmak istemeleri, Irak’ta kurulan“Uçuşa yasak bölge” den daha kötüsü olur. Böylesi bir çıban, bizim başımızı her zaman kanatacaktır. Biz buradan çıkan “Kırk Harami” ile çok uğraştık. Bizi bugünlere getirdiler. Aynı hataya asla düşülmemelidir.
PKK’nın silahlı döneminin kapanması PKK, HDP’nin Türkiyelileşmesi, bin yıllık kardeşliğin yeniden pekişmesi; ancak MHP’nin iktidarında mümkün olabilir.
HDP fikirlerini açıkça ifade edebilmek ve düşüncelerini hem taraftarlarına hem de halka duyurabilmek için Mecliste kalmalıdır.
MHP, CHP desteğinde inisiyatifi ele alarak Başbakanlığı üstlenmelidir… Geçmişte Ülkü Ocaklarının Kürt kardeşlerimiz ile ilgili uygulanan plan ve projeleri olmuştu. Bugün de olacaktır. MHP Kürt problemlerine eğilmeli, Meclise kadar gelmiş ve kangren olmuş yarayı masaya yatırmalı, uru çıkarıp almalıdır. Bunu ancak ve hiç şüphesiz MHP yapar.  Halk huzur bulur.
MHP’nin, inisiyatif kullanabileceği iktidarı ele almadan, gireceği bir seçimde Millete rağmen(CHP, MHP ve HDP), iktidarı yeniden, bir on üç(13) yıl daha AKP’nin ellerine, altın tepsi üstünde sunacaklardır…
Arınç’ın Meclis’teki itirafı ile on üç(13) yıldır iktidar yürüttüğü hatalı politika sonucu: Tüyü bitmedik yetimin fakir fukara, emekli memur, işçi ve milletin vergisi ile alınmış, yapılmış taşınmazların(Resmi kurumlarının tahribatı, binalarının yakılması, millete ait okulların, camilerin, iş yerlerinin, kundaklanması, araçların, yol yapan dozerlerin yakılması, barajlara yapılan sabotajlar)   ile ülke zarar görmüştür. Bir çok masum halkın ölümüne sebep olmuş, devletin yanlış politikasının sonucu olduğunu, en yetkili ağızdan Meclis Kürsüsünden itiraf edilen bu durumda, iktidar derhal; istifa etmeli ve diğer üç parti, bir saniye daha beklemeden görevi devralmalıdır. (Perşembe, 30 Temmuz 2015, Ankara)

28 Temmuz 2015 Salı

YENİ GELİŞMELER ve YENİ UFUKLAR; Abdullah Çağrı ELGÜN

YENİ GELİŞMELER ve YENİ UFUKLAR
                                                                 Abdullah Çağrı ELGÜN
GELECEK KUŞAKLARA SAVAŞLARIN ZAFERLERINI ANLATMAKLA BIRLIKTE DAHA ÇOK: BURMA (ARAGON, MYANMAR), DOĞU TÜRKISTAN, IRAK, MISIR, LIBYA, SURIYE, AFRIKA, SENEGAL VE DAHA ONLARCA MASUM HALKLARININ HEM IRKÎ HEM DINÎ KARDEŞLERIMIZIN, HIÇ BIRI OLMAZSA BILE INSANIN, INSANLIĞIN GERIDE KALANLARININ DRAMINI; SAVAŞTAN KAÇANLARIN ISTIRABINI, ACILARINI, DUYGULARINI ANLAMAK, ANLATMAK VE DERTLERINE ÇARE OLABILMEK, INSANLIK ADINA YAPILAN ULVÎ, EN YÜCE VE EN BÜYÜK ZAFERDIR. BUGÜNÜN INSANININ TEMEL MESELESI BARIŞTIR VE ONUN DA ALTARNATİFİ YOKTUR…
BARIŞ,  her vakit güç ile sağlanır Gücün karşısında eğilmeyen baş yoktur… İnsanı yaşatmak için güç gerekli ise  devlet bu gücünü göstererek caydırıcılığını kullanacaktır. Bunun için  sefer zorunlu ise yapılacaktır; barışa yol açacak bütün seferler,  hayırlı ve de yararlıdır.
ATATÜRK DE : “YURTTA BARIŞ; DÜNYADA BARIŞ…”  DEMIŞTIR. BILINMELI VE INANILMALIDIR KI BARIŞ HER BIRIMIZ IÇIN BIR ISTEK BIR TUTKU BIR ARZU BIR IHTIRAS BIR MECBURIYET OLMALI… AKLI BAŞINDA HER INSANIN DA INSAN OLMANIN DA ÖLÇÜSÜ BUDUR. BU OLMALIDIR.
Avrupalının ezelden beri savaş çığlıkları yapan propagandaları ve Batı çılgınlığı insanları kasıtlı olarak savaş fikri ile uyuşturması megola manyakçılığı, yüz yılımızda bir tarafa bırakılmalıdır. Baştaki yöneticilerin kendi halkını, diğer milletleri yeryüzünden silerek, yaşayabileceği fikrine inandırmaya çalışmasından daha talihsiz, bedbaht ve ilkel bir düşünce yoktur.
İnsanları eşkıyalığa, çapulcuya, dilenciye, devşiriciye, uşaklığa sevk eden bu fikir, tarihte talihsiz ve zalimce, çağımızda aşağılayıcı, gülünç, komik, yüz kızartıcı, çağdışı; ve insan fıtratına aykırıdır.
Bundan uzun bir zaman önce Orta Asya bağımsız devletlere dönüştü; fakat kardeşler birleşemedi… Almanya bunu çarçabuk yaptı... Bir zamanlar tarihin en zor dönemleri başından geçen Türk, bağımsız topluluklar haline gelmiş olmasına rağmen, kısmî birliktelikler sağlansa bile, dilde BİRLİK, fikirde BİRLİK, işte BİRLİK, gönülde BİRLİK, ruhta BİRLİK tam olarak sağlanamadı… 
Bazan haberleşmenin tamamen kesilip kimin kim olduğunun, unutulduğu, koptuğu zamanlar oldu. Bugün Türk halkları için yepyeni bir devir açılmıştır. Haberleşmeğe, konuşmaya, selamlaşmaya, yakınlaşmaya, kavuşmaya, birleşip kucaklaşmağa fırsat doğdu… Hepimizi kucaklayacak ortak bir TÜRK DİLİ gerçekleştirmek için kaybolan fırsatları bir tarafa bırakıp, anı iyi değerlendirerek tarihi yeniden yazmalıyız…
Günlük hayat için gerekli olan pratikliği sağlamak ve Türk Şivelerinin müştereklerinden oluşan sözcüklerle konuşmaya başlamak ve ilkokullarımızda bunları hayata geçirmek için daha fazla zaman kaybetmemeliyiz... KAYNAKLARI BOL OLAN NEHİRLERİN SULARINDAN BESLENEREK, GÜR AĞAÇLI ORMANLARIN, RENGARENK YAPRAKLARINDAN FIŞKIRAN OKSİJENLE, GÜRBÜZ VE SAĞLIKLI BİR ŞEKİLDE ATİNİN UFKUNDAN, YENİ BİR GÜNEŞ GİBİ DOĞMALIYIZ... 
Ülkelerimizde ORTAK ve resmi dilin yanında, içimizde yaşayan azınlıkların kendi dillerinde eğitim yapmasına, okullar açmasına, ibadethaneler kurmasına kendi örf ve adetlerini büyük bir serbestlik, huzur, mutluluk ve güven içerisinde yaşamalarına önderlik etmeliyiz. Azınlıkların giyim kuşam, gelenek ve göreneklerini yaşama ve yaşatma serbestiyeti içerisinde, kanun önünde eşit olarak, korkusuzca yaşama; ve idamelerine; seçme ve seçilebilmelerinin önündeki bütün engelleri de kaldırarak,  birlikte yaşamağa ve huzura doğru yürümeğe ruhsat vermeliyiz.
Ülke içerisinde ırkî, dinî, ve meshepsel bencilliğe asla müsamaha etmeden, bunu başarmak mecburiyetindeyiz. Bunun için önümüze çıkan bugünkü fırsatı çok iyi değerlendirmek, zamanı iyi kullanmak ve ülkemizde geleceğe atılmış sağlam temelleri oturtmak mecburiyetindeyiz.
Geçmişle geleceği birleştiren köprüleri kurma zamanıdır. Bizim müşterek zenginliğimiz Türk dilidir. Bu ORTAK DİLİ besleyen: Edip Ahmet Bin Mahmut, Ali Şir Nevâî, Kaşgarlı Mahmut, Yusuf Has Hacip, Hoca Ahmet Yesevi, Dede Korkut, Altın Tiğin, Alp Urungu(Elegeş Anıtı), Bilge ve Kültiğin Kağanlar (Orhun Anıtları), Mevlânâ, Yunus, Hacı Bayram Veli, Hacı Bektaş...vb  zengin ve emsalsiz kültür menbağımızdır.
BUGÜN ITIBARI ILE SURIYE’YE MÜDAHALE KONUSUNDA ÇOK GEÇ KALINMIŞ OLSA DA SURIYE'YE MÜDAHALE HAKKIMIZ DOĞMUŞTUR.  SURIYE’DE SUKÛNETI YENIDEN TEMIN ETMEK, MÜSLÜMAN, HIRISTIYAN, MUSEVI KARDEŞLERIMIZE ARAP, KÜRT, SÜRYANI, KELDANI, SÜMER VE TÜRKMENLER’E YARDIM ETMEK YURTLARINDAN, YUVALARINDAN ZORLA, TEHDITLE VE ÖLDÜRÜLEREK ATILAN, KOVULAN INSANLARA KOL KANAT GERMEK; HAKSIZLIĞI GIDERMEK VE SÜKÛNETI TEMIN ETMEK ÜZERE, SEFER MECBURIYETI HASIL OLMUŞTUR. BU SEFER VE SUKÛNET SONRASINDA VE BURADA KURULACAK  ORTAK BIR IDARENIN VARLIĞINDA TÜRKMENLER’E BAŞBAKANLIK TESLIM EDILEREK GÜVENLIK EBEDÎ OLARAK TESIS EDILMELIDIR. (ÇARŞAMBA, 01 TEMMUZ 2015, ANKARA)
***
KAYNAKLAR:

25 Temmuz 2015 Cumartesi

DÜNYANIN KALBİ ORTADOĞU; Abdullah Çağrı ELGÜN

DÜNYANIN KALBİ ORTADOĞU
                                                         Abdullah Çağrı ELGÜN
SURUÇ
Suruç’ta terörün neler yapabileceği, terörün akı, siyahı olmayacağı geçmişte olduğu gibi, bugün dahi defalarca teyit edilmiştir. Teröristlerce öne sürülen taleplerin hiç birinin masumane olmadığı, olmayacağı ve onlarla özellikle devletlerin pazarlık etmemesi gerektiği de yeniden tecrübe edilmiştir.
Siyaset gereği, devlet içinde iş gören kurumlara mensup, bazı kişilerin veya onların başlarının, askerin, JİTEM’in, MİT’İN, POLİS’in terörist çetelerle, çete başları, elebaşları ile sükûneti sağlamak, bölgelerdeki asayişliği gidermek için pazarlıklar yapabilir mi? Bir terörist çeteyi diğer bir terörist çeteyi çökertmek, yok ettirmek maksadıyla kullanabilir mi? Bunun için bir terörist çeteyi açıktan veya gizliden destekleyip karşı teröristler için kullanabilir mi? Bunun için izlenecek A, B, C planları nedir? Halkın böyle bir birlikteliği öğrendiğinde, tepkisi ne olur, rakiplerin tepkisi ne olacak, bunun için hangi tedbirler alınır, neler yapılabilir? Düşünülmelidir.  
Geçmiş tarihimiz dahil olmak üzere, Türkiye coğrafyasında yaşanmış, çetrefilli, binlerce deneyim ve tecrübeye ev sahipliği yapmıştır. Tarihin tozlu sayfaları bunun canlı şahididir.
Nedametli bir coğrafyada, yaşayan Türk milleti, yüz yıllık isyanlar, ayaklanmalar ile daha dün yaptığımız Kurtuluş Savaşı yıllarlında türeyen çete ve eşkıyalarla ilgili olarak, onları yakalamak, dağdan düze indirmek, dağa çıkışlarında etken olan olay, ve durumları ortadan kaldırmak, ülke içinde sükuneti sağlamak, halkı huzura kavuşturmak maksadıyla, eşkıya ve teröristlerle anlaşmalar yapmış, uyum yasaları hazırlamış, onlar için büyük af ve kanunlar çıkarmış ve dağdakiler veya isyancılarla anlaşma yolunu her zaman açık tutmuştur… Bugün de yapılabilir…
Türkiye devleti, dağa çıkan eşkıya ve bugünkü gibi teröristleri yola getirmek, onlarla anlaşmak, eşkıyayı dağdan indirmek, halkı huzur ve sükûna kavuşturarak, devleti huzur içinde yönetebilmenin gereklerini yerine getirmek için: Müşvik, affedici, engin tecrübe, hoşgörü ve sevgisini;  Ezici, Kahredici Gücünü (Devlet Gücü)  kullanır.
Geçmiş tecrübelere baktığımızda devlet: Hiçbir aşirete, Beylerbeyliği, Sancakbeyliği, Kadılık, Voyvodalık, Vidinlik, Vilayet…vb. ile Kürt Türk, Çerkez, Arap, Fars, Latin Slav, Ermeni, Yahudii ve benzerleri adlara imtiyaz tanımamış; ve onların ayrı bir devlet olarak organize olmalarına izin vermemiştir. PKK,KDK,KCK,PYD,DAYEŞ, İŞİD… vb. hepsi de terör örgütüdür, kelle kesenlerle kesmeyenlerin birbirlerinden farkı yoktur. Devlet, örgütlere ve bunların uzantılarına asla izin vermeyecektir, vermemelidir.
Terör örgütlerinin,  Doğu ve Güneydoğu vilayetlerimizde toprak talepleri, bu amaçla örgütlenme, örgüt kurma, kendilerince devlet içinde gayrı resmi devlet örgütleri ve yerel yönetimler, güvenlik güçleri ve askeri örgütler kurmasına müsamaha gösterilemez. (Bunların Türkiye Cumhuriyeti Savcısına celp gönderip onu sorguladıkları, Türkiye Cumhuriyetinin Belediye başkanını yargıladıkları, Doktorunu, askerini tutukladıkları ve kendi mahkemelerinde yargıladıklarını, Türkiye Cumhuriyeti içerisinde seyahat eden araçları durdurup yol kestikleri, kimlik sordukları, yolculardan devlet görevlilerini, askeri, orada anında infaz ettikleri, doktoru, öğretmeni...vb. dağa kaçırdıkları...vb . suçarı defalarca işlediklerini,  unutmak gafletine düşülemez… Ülkede bunlara bu tavizi kimler verdi?!. "Abdülhamit'i tahtan indirenlerden 40 yıl sonra bile hesap soruldu..." Bunlardan da Mutlaka Hesap sorulmalıdır. Bugün olmazsa da yarın bir günde sorulacaktır.)
Bu örgütler Doğu ve Güneydoğu şehirlerimizde, zorla; acı ve gözyaşları içerisinde, yöre halkımızın kız ve erkek çocuklarını, ailelerin gözleri önünde, ailelerinden kopararak kaçırmakta, yanlarından alıp dağa götürmekte, bu çocuklar bu durumu istemese de terörist olarak yetişmelerini sağlamaktadır... Bu yetmezmiş gibi Doğu halkına santaj, tehdit, ev, market, iş yerleri, fabrika, okul ve resmi binalarını içindekilerle birlikte yakılması ile halkı canından bezdirip korku ve dehşet salmaktadır. Devletin eli burada gevşektir, yürümemektedir. Kısaca Devlet burada “Yok!” hükmündedir. Bu yanlışlık giderilmelidir.
HDP lideri silahlanma çağrısı yapıyor, kendi güvenliklerini kendilerinin sağlayacağını iddia eden  sözleri basında yer alıyor. Doğu ve güneydoğudaki kaleşnikof marka silahların yanında, sadece Diyarbakır’da beş bin Glok marka tabanca dağıttığı, yerli basın tarafından dillendirilmektedir.
Talihsizliğe bakın ki Suriye’de Araplar, Kürtler’e karşı silahlandırılıp savaştırılırken, Türkiye’de de bin yıllık kardeşler, Türkler’e karşı Kürtler savaştırılmaktadır… Doğu vilayetlerimizde bir kısım vatandaşlarımız da çeşitli sebepler ile (Sosyal güvence eksikliği, açlık, parasızlık, ekonomi bozukluğu, yoksulluk, işsizlik…vb.)  bu oyunun bir parçası olmaya mecbur ettirilmektedir.  Görülmektedir ki Türkiye üzerinde sinsi; ve fakat acımasız oyunlar sergilenmekte, masum insanların kanı, canı, malı üzerinde düşmanların melun emelleri ve elleri dolaşmaktadır.
Milletimizin birlik ve beraberlik içinde olayları görüp anlayarak ve devletin de halkımızı, hiçbir terör örgütüne taviz vermeden, (PKK, DAEŞ, HÜDAPAR, İŞİD, PYD;  HÜDAPAR İŞİD’e saldırıyor vatandaş ölüyor;  İŞİD, HÜDAPAR’a saldırıyor, halkımız ölüyor; İŞİD, PKK’yı KOBANİ’de bütün ağırlıkları, çoluk çocuk ve ailesi ile öldürüyor; PKK, İŞİD halkı yanına alarak güç elde etmeğe çalışıyor… Yetki Türk Ordusunda, EMNİYETİNDE olmalıdır. Burada teröristlerin hiçbirine taviz verilmemelidir.), hiç bir terör örgütünün yardım ve insafına terk etmeden kararlı, azimli  BİRLİK ve BERABERLİK İÇİNDE ve DEVLET GÜCÜ ile bu şer odaklarını tarumar etmeli, yerle yeksen edip, ortadan kaldırılmalıdır.
TERÖR ÖRGÜTLERİNİN TOPRAK TALEBİ
 2011’de Türk Ordusu düzenli ordu yapılanmasından vaz geçip Operatif Devlet Yapısına yönelmişti. Bugün, bunun yanlışlığının farkına vararak düzenli orduya tekrar dönerek,  hatayı tamire çalışmaktadır.  Devlet yönetiminde hata zincir gibidir. Zincirin halkalarından birine yapışıp çekmeye başlarsanız diğerleri de tek tek size doğru gelip elinize düşer… Kırım, Ukrayna, Suriye, Irak, İran, Mısır, Libya politikalarında gelinen nokta, yapılan tek hatanın sonucudur…
Türkiye İŞİD’e harekat yapmakta Suriye ile anlaşmış, ABD ile anlaşmıştır. Rusya ile de durum kesin olarak konuşulmalı, bilgi ve zeka ile konu halledilmelidir. Bölge denklemi iyi kullanılmalıdır. Bu operasyonda çok ince ve kıvrak bir zeka ile kesin ve mutlak  çözüm ile, sonuca ulaşılmalıdır… Bunu başarı ile tamamlayıp, hiçbir teröristi, kıpırdayamaz duruma getirdikten sonra, Türkmen, Arap, Kürtler’den oluşacak hükümette, Türkmenler’in başbakanlığında Bayırbucak, dahil Akdeniz’de sonlandırmalıdır. (Tarih insanların yazılı belgeleri, hafızalarıdır; ve büyük dersler verir. Kıbrıs yanılgısı asla unutulmamalıdır.) Suriye’de Eset gitsin gitmesin orada hangi terör örgütü kalırsa kalsın Türkiye’nin yeniden düşmanı yapılacağı ve ileride bir gün Türkiye için kullanılacağı akılda tutularak sefer sonucu kesin olarak ve mutlak bir zafer ile bitirilmelidir. Sınırlara hendek kazmak, duvar çekmek, akıl işi değildir. Kardeşlerinden koparılmış Doğu Berlin, Kuzey Güney Kore,ve Israil-Filistin durumuna düşeriz... 
Tarihimizin çeşitli dönemlerinde gerçekleşmiş olan: Şeyh Bedrettin 1420 İsyanı (Çelebi Mehmet Dönemi); İzmiroğlu Cüneyt İsyanı (1414); Karamanoğulları İsyanı (1444); Şah Kulu Baba Tekeli İsyanı (1511, II. Beyazıt Dönemi); Hain Ahmet Paşa İsyanı (Mısır’da Bağımsızlığın ilanı ile, 1524); Yeniçeri İsyanları (1525); Celâli İsyanları (1500-1600), Şeyh Sait İsyanları (13 Şubat 1925)… vb bunlardan başkaca da irili ufaklı yüzden fazla isyan çıkmış, hatta yüz yıl devam eden isyanlar dahi olmuştur; fakat hiçbir toprak talebine, devletten toprak kopararak bağımsız devlet kurma taleplerine izin verilmemiş; hoş ve müsamaha ile bakılmamıştır.
SURUÇ’ta gelinen noktada, Türkiye devleti emperyalist güçlerin çemberine alınmak ve terör örgütleri ile kuşatılmak ve sıkıştırılmak istenmektedir. Türkiye: Suriye, Irak gibi komşu devletlerin durumuna düşürülmek istenmektedir. Tedbir alınmaz ve vahametin farkına varılamaz ise Türkiye'nin, düşmanlarının istediği batağa düşmesi an meselesi olur.
Devletin Ulaştırma Bakanı: PYD’ye hoş görünmek için: “PYD hiç olmazsa kafa kesmiyor…” diyerek bir yanlış söylemde bulunmuş; bir terör örgütünü, şirin ilan ederek, sırtını sıvazlamıştı… İŞİD’in, Suriye ve Türkiye toprakları içindeki yaptıkları görmemezlikten geliniyor. İstanbul’da göstermelik birkaç operasyon yapılıyodu. Hatta İŞİD’in Türkiye’ye kontrollü girişi sağlanıyor. yaralanan üyeleri hastanelerde tedavi görüyordu.
Tabii son gelinen noktada İŞİD’in iki yaralısı, getirildikleri hastahânede kabul edilmeyince, ipler koptu. Bunlar Suruç’ta iki polisimizi katletti ve Türkiye’ye mesaj verdi. Eğer sen beni hastahanene kabul etmezsen, ben de seni, kendi insanlarınla ülkende vururum. Diyor...
Kuzey Irakta, 1500 kişilik bir PKK ordusu, silahlı bir şekilde Türkiye’de bir yağmaya ve talana hazırlanmaktadır. Doğuda, İŞİD ile HÜDAPAR arasına sıkıştırılmış bir Türk halkı vardır. Ülkede ve sınırda oluşacak teröristleri bertaraf ederek bu halkımızın can ve mal güvenliği korunmalıdır. Halkımız, teröristlerin insafına terk edilemez; edilmemelidir.
DÜNYANIN KALBİ ORTADOĞU
9 Ağustos 2011’de Suriye ile Türkiye’nin görüşmelerinden bir sonuç alınamayınca Türkiye'nin Suriye'ye karşı politikası tamamen değişti. Bu değişim ile birlikte Suriye’de Esed’i indirme planları  devreye girdi.
Türkiye, Dünyanın Kalbi Ortadoğu, dünyayı besleyen, ısınmasını sağlayan, vasıtalarının hareketini gerçekleştiren gaz, petrol, uranyum, radyum, bor madenlerinin yatakları Dünyanın Kalbi Ortadoğu’da bulunmaktadır. İnsanlığın başlangıcı burasıdır. Dünyanın en kutsal mabetleri ve en büyük Peygamberleri burada doğmuş burada yaşamış ve burada Allah'ın dinini yayma görevini burada üstlenmişlerdir. Dünyanın en kutsal mabetlerinin olduğu Mekke, Medine, Kudüs Ayasofya  buradadır.  Bu çetin ve hareketli coğrafyada yaşamak, uğrunda ölmek, toprağa kan ile sulamadıkça dün olmamıştı, bugün de  mümkün olmayacaktır.
Dünyanın Kalbi Ortadoğu’da yaşamak ustalık, maharet ve uyanıklık ister: Zekâ ister, kıvraklık ister, ince siyaset ve harekat ister. Böyle olursa dimdik ayakta kalınır, aksi halde dişlilerin çarkında öğütülüp yok olunur.
Dünyanın Kalbi Ortadoğu,’da gereksiz müsamahalara yer yoktur.
Her zaman hazır ve tetikte bekleyen dağda, bayırda, düzde harekat edecek, Gerilla birlikleri olacaktır.
Her zaman hazır ve tetikte bekleyen Özel Donanıma sahip vurucu, indirici, kurtarıcı ve yok edici masuma şevkâtli, caniye şahinin pençesi gibi inen Özel Tim Birlikleri olacaktır.
Etrafımızdaki çember giderek daraltılmak istenirken, ülkemizde çok acil şunlar yapılmalıdır:
Halkın çoğunluğuna dayanan güçlü bir iktidarı çabucak çıkartılmalıdır.
Bütün şehir ilçe, mezra belde ve bütün yurt sınırları içinde halkımızın, misafirlerimizin, turistlerimizin, ülkemizde yaşayan bütün insanların ve dahi diğer canlıların güvenliği, alınacak çok ciddî, sıkı ve sert tedbirler ile korunabilir...
Eğer bu seçim sonucu ile bu partiler, birbirleri ile koalisyona yanaşmayacak, hükümet kurulamayacak ise Mevcut Hükümet, iktidarı kaybettiği için derhal istifa etmeli, seçime kadar muhalefette kalmış hükümetlerin vekillerinden oluşacak yeni ve “Geçici bir Hükümet” kurulmalıdır. Halkta olduğu gibi Vekillerin de birbirlerine inanması ve güvenmesi gerekli ve elzemdir... Kurulacak yeni hükümet, geçmişte yapılan yanlışlıkları telafi etmeli; ve millet çoğunluğunu tatmin edici icraatlara imza koymalıdır.
Ben gidersem işler durur. Benden başkası bu işi yapamaz. Ben gidersem tufan olur, diyenlerin çoğu, bugün öbür dünyaya göçüp gitmiş, mezarlarının üzerlerinde ayrık otları çıkmıştır; fakat ülkede hiç bir şey durmamış, ülkede tufan olmamış, aksine, ilerleme ve yol almaya devam etmektedir.
Ülkede kurulacak sağlam ve güçlü hükümet, bütün problemleri çözme gücüne sahiptir. Mevcut hükümetin koltuklarına sakız gibi yapışıp kalmaları ve asla bırakmak istememeleri makul karşılanamaz... İktidarda olan hükümetin on üç yıldır bu koltuklarda oturdukları ve milletin isteklerine tercüman olamayarak, iktidardan indirildiklerini unutmadan, koltuk derdinden kurtulup, memleket derdi, milletin derdi, dertleri olmalıdır.
Ülkeye, milletin içinden, millet evlatlarından çıkmış vekillere inanarak, güvenerek, hangi hükümet gelirse gelsin, DEVLETTE ASLÎ POLİTİKALAR DEĞİŞMEDEN yol almaya bakılmalıdır... A,B,C,D partisinin ülke için derdi aynı olmalıdır. Eskiden böyleydi, bugün de böyle olacaktır... Koltuklar hiç kimsenin malı ve kimseye baki değildir. Bu koltuklarda oturanlar burada misafir olduklarını unutmamalıdırlar.  Bunun için de her an bu koltuklardan kalkmaya ve bu makam ve mevkileri bırakmaya, terk etmeye hazır olmalıdırlar. Birileri gider; fakat bu işleri yürütecek başka birileri her zaman gelir; ülke ve ülke davaları yerinde kalmaz, yürümeye devam eder.
Kurulan yeni hükümet, seçimin güvenlikli ve huzur içerisinde yapılmasını sağlamalı, seçim barajını düşürmeli, halkın içinden seçilecek adayların meclise taşınabilmesine ortam hazırlamalı, aday adaylarının seçilmesinde parti başkanlara bağlı diktayı ortadan kaldıracak yeni ve ortak akılın görüşlerine dayalı kanunlar çıkarılmalı, bunun için de yeni objektif fikirler üretmelidir. Halkın ortak aklı ile seçme ve seçilebilme imkanlarını, ve ortamını sağlamalıdır.
Dışarıdan desteklenecek Azınlık Hükümetleri olabileceği gibi koalisyon da olabilir; fakat devlet hükümetsiz kalmaz. Dört parti yan yana gelebileceği gibi, muhalefetteki üç partinin kuracağı bir hükümet de bu işi seçime kadar götürebilecektir.
Başka bir seçenek de tek bir parti de anlaşılarak bu parti kim olacaksa bunun icraatlarının dışarıdan desteklenmesi mümkün olacaktır. Meclisteki seçilmiş vekillere güvenin, halka inanın halkın aklı ile dalga geçmeyi bırakın, bu kadarı yeter..
Ülke çapında "Genel Bir Af" çıkarılmalıdır. Halkımız birbirleri ile barıştırılmalı, devlet, ordu, polis, ve kamu kurumları halk ile barışık, halkını kucaklayan, onun bir tek tüyüne zarar verenin bin tüyünü koparacağını söyleyen ve yapan, yaptığını gösteren bir hükümete ihtiyaç vardır. Halkını, büyük bir hoşgörü, sonsuz bir sevgi ve sonsuz bir sabırla kucaklayan, bağrına basan halkının her desen ve rengini, inancını, dilini, dinini, ırkını benimsemiş ve onları kendinin bir uzvu, parçası kabul ederek, dertleri ile dertlenen problemleri ile ilgilenen bir hükümet olmalıdır. Bu konulardaki en ufak bir ayırımcı, ötekileştirici, sen ben, biz sizleştirici müsamahaya izin vermeyecek, bir devlet yapılanması acilen  gerekli, elzem ve hepsinden önemlisi bir mecburiyettir…
Bu ülke içerisinde yaşayan Iraklı, Suriyeli, İranlı, Arap, Fars, Yezidi, Süryani, Yahudi, Ermeni, Hıristiyan, Müslüman, Ataist, dinli dinsiz,  …vb. her kim ve: dil, din, ırk ve renkten olursa olsun kanun önünde eşit ve bir olduğunu, bu cennet ülkede hiç bir ayırımcılığa, haksızlığa  uğramayacağına düşünen ve buna inanmış; ve bunu her hal ve davranışlarında gösteren; ve bu ilke ve prensiple hareket eden, her insanı kucaklayan  bir yönetici kadrosuna ACİLEN ihtiyaç vardır…
SONUÇ OLARAK:
Doğu ve Güneydoğu bölgemiz halkı, huzura susamış, terör örgütlerinin her türünden rahatsızdır. Bu sorun kökten çözülmelidir. Bu da ezici ve caydırıcı GÜÇ ile olur...
Ortadoğu'nun tam ortasında bulunan Türkiye'de istikrar, Dünyanın Kalbi Ortadoğu'da istikrardır. Dünyanın Kalbi Ortadoğu, ve bunun kalbi Türkiye, Suruç'daki istikrarsızlık, kaos ve kan bir başlangıçtır. Önlem alınamaz ise devamı Gaziantep, Diyarbakır, Malatya, Kahramanmaraş ile devam ederek bütün yurtta hissedilecektir. Terör, neye, kaça, ve kimlere mal olursa olsun, kesin olarak, ve  mutlak bitirilmelidir.
Dünyanın Kalbi Ortadoğu, bir kavmin, bir aşiretin veya bir grubun ayrılmak bağımsız hareket etmek, toprak talep etmek gibi arzu ve isteklerine arenalık edemez... Rahat ve huzurdan yoksun olanların bir talebi olabilir. Ülke içinde rahat ve huzurlarının temini, işsizse iş talebi, açsa ekmek talebi, yoksulsa bağış ve devlet güvencesi talepleri makul, anlaşılabilir taleplerdir; ve  akla  da mantığa da uygundur, gerçeklerle bağdaşır. Aksi ise terördür, mazur görülemez... Diğer talepler bunların hakkı değildir. Bu terör grupları ve uzantılarının, dış güçlerin de yardımı ve desteğinde çeşitli sebep ve bahanelere sığınarak, ülkeyi kan gölüne çevirmelerine asla ve katiyetle müsaade edilemez. Gereği bin fazlası ile yapılmalıdır...Toprak talebi ve ayrı bir devlet asla mümkün değildir, olamaz, kimse aklından dahi geçirmesin...
Her türlü örgüt ile görüşülür, anlaşma devlet, memleket ve insanlarımız menfaatine olur. Terör örgütlerinin hayali istekleri doğrultusunda, onların anlamsız taleplerine ve menfaatleri için asla olmaz, vesselam...

Translate